Ayakkabınızın bir yeri sökülse ya da fermuarı bozulsa ne yaparsınız ? Hemen atıp yenisini mi alırsınız ? Tabi o da bir seçenek yani herkesin ayakkabısına kimse karışamaz. Ama durum her zaman ve herkes için o kadar basit olmayabiliyor. Çok sevdiğiniz bir ayakkabıysa ve aynısından alma imkanınız da yoksa Erdem Kundura'ya yolunuz düşecek demektir. Haydar abi kaybolmak üzere olan bu mesleğin son temsilcilerinden ve biz de ona konuk oluyoruz. Keyifli okumalar.
Haydar Karakuş
Erdem Kundura
1971-Sivas
-Bize kendinizden bahseder misiniz ?
-Çocukluğum 8 yaşıma kadar Şarkışla’da geçti. Sonra bu mahalleye geldik. Liseye gitmedim, kaçtım okuldan. Bu dükkanda
ustamın yanında çalışmaya başladım ve sonrasında devraldım.
-İşinizi seviyor musunuz ?
-Seviyorum. Yani aslında ilk zamanlar daha çok seviyordum.
Yaş ilerledikçe bıkmaya başladım. Hem beyin olarak hem de fiziki olarak çok
yoruldum ve bayağı yıpratıyor beni. Ama
şöyle de bir durum var, bizler son temsilcileriyiz bu mesleklerin.
-Yapmak istediğiniz başka bir meslek var mıydı ?
-Benim üç hayalim vardı. Mesela ayakkabıcının önünden
geçerdim, bu ayakkabı kalıplarını görürdüm acaba nasıl yapılıyor diye
düşünürdüm. Bir de dönercileri merak ederdim. Döneri şişte takılı gördüğüm zaman
onu da çok merak ederdim nasıl yaptıklarını. Bir diğeri de mobilyacılıktı.
Zamanında dönercilik de yaptım, öğrendim. Şimdi ayakkabıcılık yapıyorum ama
mobilyacılıkla ilgili hiçbir şey yapamadım :)
-Bu şehri seviyor musunuz? Başka bir şehirde yaşamak ister miydiniz?
-Sivas’ı seviyorum ama şu kışı olmasa daha da güzel olacak yoksa
güzel yer yani buralar. Hayalim İzmir’de yaşamaktı. Gittim, gördüm oraları
gerçekten hoş bir yer. Hem memleket olarak hem de insanları çok güzel. Ayrıca
benim arkadaş çevrem de hep orada. Çocukluk arkadaşlarım falan hepsi orada. Ama
hayat şartları işte, burada başladık burada da devam ediyoruz.
-Beklentileriniz var mı Sivas’tan ?
-Sivas bildiğimiz Sivas, değişen bir şey yok yani. Şöyle
olsa böyle olsa değil mevzu çünkü durumu biliyoruz. Pek de bir şeyler
olabileceğini sanmıyorum. (-Biraz daha açabilir miyiz ? Ne anlamda ‘durumu biliyoruz’ nedir bu şehrin durumu?) Öncelikle bir şeylerin olabilmesi için
insanların değişmesi lazım. Kafa yapımızı düzeltmemiz, gerekirse değiştirmemiz
lazım. Özellikle en önemli konu olan eğitim açısından çok zayıfız, gerçi bu
bizim ülke olarak bir sorunumuz, sadece bu şehir için geçerli olan bir şey
değil. Yani fikirler gelişsin değişsin ki sonra eğitim ve ülke gelişsin. Böyle
görünüşte değişiklikler yapmayla olmuyor. Görüyoruz yani şimdi her yer bina,
beton. E bina yapmayla kafa yapısını mı değiştiriyoruz? Yoo..
Yani böyle
söylüyorum, eğitim önemli diyorum ama deseniz ki siz de okumamışsınız. Evet ben liseyi okumadım, çevreye takıldık ama
şimdi çocuklarımın okuması için elimden geleni yapıyorum ve kendimi de
geliştiriyorum. Ayrıca bir konu daha var ki bence çok önemli. Kibarlık. Ben
esnafım ve bu çevre için konuşuyorum, bazen öyle insanlar geliyor ve öyle bir
şekilde davranıyorlar ki insanı çığırından çıkartıyorlar. Ya bir lira için
gelip pazarlık yapanlar var. Genelde çevre köylerden gelenler sıkıntı oluyor,
onların davranışları çok farklı. Yine aynı konuya geliyoruz, eğitim seviyesi
düşük olunca böyle sorunlar yaşanıyor işte.
-İnsanlar mutlu mu sizce ?
-Bence değiller. Gelir düzeyiyle ilgili bir durum çünkü
bütün sıkıntıların başı maddiyat. Aslında insan kendi mutluluğunu kendi yaratabilir.
Mesela çıkıp şurada top oynayabilir, koşabilir, kendini rahatlatabilir. Ben
akşama kadar burada oturuyorum e nasıl rahat olayım. Çıkıp bir hava almasam bir
şeyler yapmasam nasıl rahatlayayım? Ben arada çıkıyorum dışarı buradaki
çocuklarla top oynuyorum :) Ama ben burada top oynadığım zaman yadırganıyor ve işte "şuna bak, yaşına bakmadan top oynuyor" diyenler oluyor. E diyorum gel
sen de oyna. "Olur mu öyle şey" diyorlar. Ama futbolcu olup milyon dolarlar
kazanınca ayıp olmuyor.
-Sivas’ta olsa çok güzel olur dediğiniz şeyler var mı ?
-Mesela Sivas’ta bir sahil olmasını isterdim :) Bir Şükrü
Saraçoğlu’nun burada olmasını isterdim. Ağaçlık, ormanlık alanları çok severim
ben ve keşke Sivas’ta böyle eş dostla gidilebilecek daha güzel alanlar olsa.
Biz ne yapıyoruz? Kapandık medresenin önüne. Ağaç bile yok orada. Küçük alan
değil böyle büyük alanlar olmalı, yeşil yeşil.
-Boş zamanlarınızda neler yaparsınız ?
-Benden küçük arkadaşım yoktur genelde hepsi
büyük benden. Onlarla imkanımız olduğunda dağa çıkarız, gezeriz. Baraja ve Tava
deresine gideriz. Bir de mahalledeki çocuklarla maç yapıyoruz :)
-Yıllardır esnaflık yapıyorsunuz, bize biraz
gözlemlerinizden bahseder misiniz ?
-Eskiden daha güzeldi. Arkadaşlarınla, komşunla bir araya
gelip oturabiliyordun geç saatlere kadar. Sohbetten ziyade insanlar
birbirlerine güveniyordu. Zaman geçtikçe o güven kayboldu, birbirinin kuyusunu
kazanlar var artık. Benim gençliğimin zamanları ile şu günlerin arasında
milyonlarca fark var. Şimdiki gençlerin de gelecekleri hiç de iç açıcı değil.
Bakmayın siz ben burada otururum ama geleni geçeni analiz ederim. Görmekten ziyade biraz da tecrübe diyelim. Gerçekten gençlerin durumu iyi
değil. Ya gelmiş mesela sigara içecek senden çakmak istiyor ve bekliyor ki
sigarasını sen yak. Kendi alıp yakmıyor da hıyar! Biz utanırdık büyüğümüzün
yanında içmeye. Esnaflık da ölmüş. Birbirini
desteklemek, yardım etmek yok artık. Mesela ben elimde olmayan bir ürün olduğu
zaman gelen müşteriyi başka birine yönlendiririm ama esnafların çoğunda bu yok.
Ben kazanamadım ama şuna göndereyim de o kazansın fikri yok olmuş resmen.
-Burada yaşadığınız ilginç anılarınız var mı ?
-Hangi birini anlatayım ki :) Ama çok korkunç bir anım var
onu anlatayım… Arkadaşımın biri bir maske takmış, üzerine de ceketini öyle bir
giymiş ki maske hiç belli olmuyor sanki kendi yüzü gibi. Maske de öyle bir
ilginç ki, bakınca insanın vücudundaki tüm kıllar diken diken oluyor. Buraya
geldi şuradaki direğin dibinde durdu öyle dükkanın içine bakıyor. Ben de
çalışıyorum o sıra bayağı sonradan fark ettim. Geldi cama vurdu, gel gel dedi
bana. Yok dedim, gelmem. İşte gitti
geldi birkaç kez aynı şeyi yaptı ben de bu sıra içeride oturuyorum ama
titriyorum resmen. Neyse içeri geldi en sonunda ama dükkan da küçücük ki
kaçacak yer yok. O üstüme doğru geliyor ben geri geri gidiyorum derken ben
duvara yaslandım kaldım, kaçacak yerim kalmadı. O korkuyla öyle bir vurmuşum ki
ona yere serildi adam. İyi ki elimde bıçak filan yoktu. Kendine gelince yerden
bir kalktı ki meğerse tanıdık hem de çocukluk arkadaşım. Tüm mahalleyi korkuttu
böyle :)
| Haydar abinin oğlu Nesimi (sağ) benim de güzel sanatlardan dostumdur. |
Güzel işler yapıyorsunuz. Devamını bekliyoruz
YanıtlaSil