Sayfalar

13 Haziran 2016 Pazartesi

Sivas’ta sanatsal işler değer görmüyor!

Evet sevgili dostlar görüşmeyeli uzun zaman oldu. Çok sevgili ÖSYM abimizin sınavlarına bilmem kaçıncı kez girdiğimizden mütevellit Şehrin Yüzleri’yle yüzgöz olamadık. Biliyoruz bizi çok beklediniz, (hatta mailler atıp her şeyin yolunda olup olmadığını sordunuz.) Tabi bu süreçte elimizden geldiğince başka işlerle de uğraştık. Biliyorsunuz ki 18 Haziran’da Şükrü’nün resim sergisi var. Bu sergi vesilesiyle sanatsal çerçeveler yapan Fatih abimizle tanıştık ve bu güzel sohbet ortaya çıktı. Keyifli okumalar…

Kristal Cam & Sanatsal Çerçeve
Fatih Ekici
Sivas-1979



-Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

-37 yaşındayım ve iki çocuk babasıyım, mutlu bir ailem var :) 

-Bu işe nasıl başladınız?

-Bizimki baba mesleği cam çerçeve. Liseyi bitirdik, babamızın yanında git gel derken askerden sonra tamamen işi sahiplendik. Yıllardır babamızın yanında gördüğümüz kadarıyla öğrendik bir şeyler ve devraldık. Hala da devam ediyoruz, başka bir işle uğraşmadık.


-İşinizi seviyor musunuz, başka bir hayaliniz var mıydı?


-Herkesin isteği bir devlet işidir yani tatilinden, rahatlığından, güvencesinden ve emekliliğinden dolayı. Yoksa ben burada kendi işimde gayet mutluyum ve rahatım. Benim patronum yok ben kendi işimin patronuyum.



-Bu işle başka bir şehirde uğraşmak ister miydiniz?

-E yani büyük şehirlerde insanların sanatsal işlerle daha yoğun uğraştığı yerlerde olsam benim için daha kazançlı olurdu. Sivas’ta maalesef sanatla işte efendime söyleyeyim pek bir şey yok, insanların alakası yok ki. Herkes normal rutin hayatında, sabah iş akşam ev modunda. Böyle sanatsal işlerle uğraşmak gibi bir davaları yok. Ama büyük şehirlerde yaşamak nüfus ve ilgi bakımından daha iyi olurdu. Oralarda sanatseverler var ve bu durum da benim mesleğime bir talep meydana getirirdi. Mesela İstanbul’da yaşamak isterdim ama İstanbul bir sevgili gibi. Hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyor. Gerçekten çok değişik bir şehir. Ama insan büyüdüğü yerden de kolay kolay kopamıyor. Kolay değil gurbette olacaksın. Sıfırdan başlıyorsun.


-Sivas’ı seviyor musunuz?


-Gerçekten ben memleketimi seviyorum. 


-Sizce bu şehir için neler yapılmalı?


-Üretkenlik için fabrikalar kurulmalı. Her şeyin hazırını isteyen zihniyet bir kenara bırakılmalı. Çalışan insanlara bakıyorsun yüzde sekseni işte Marka ve Mükaş gibi yerlerde çalışıyor. Böyle üretim yapılan yerlerde kimse çalışmıyor çünkü üretim yapan bir yer yok. Hep hazır şeyler. Başka şehirlerden alıp, gelip burada satıyorlar.  (ya bir de lens fabrikası var diyorlardı böyle yurt dışına ihracat yapılıyormuş) valla öyle bir söylenti var ama ben hiç kimseden de duymadım ki ben ya da filanca akrabam lens fabrikasında çalışıyor diye :)


-Sivas’taki insanlar mutlu mu sizce?


-Geneli mutlu. Bir beklentisi olmayan insanlar oldukları için mutlular yani. Memnun olmayan kısım da var tabi de ama geneli mutlu çünkü emekli kısım bir hayli çoğunlukta. 


-Sivas hakkındaki gözlemleriniz nelerdir?


- Yaşanılabilirlik açısından gayet uygun bir şehir. Ama şöyle bir durum var ki; benim dükkanım ara sokakta ve gençler bu civarda oldukça fazla takıldıkları için ben de onları gayri ihtiyari gözlemliyorum ve gördüğüm kadarıyla 16-17-18 yaşlarındaki gençler çok dengesiz ve Sivas’a yakışmayacak hareketlerde bulunuyorlar. Yani bu gibi olaylardan dolayı biraz sıkıntılar var ama yine de sonuç olarak bizim halkımız iyidir. Gerçi sadece bu şehrin gençlerinin bir sorunu değil bu. Her memlekette böyle artık. Ayrıca Sivas’ta sanata bakış açısı sıfır! Yani öyle bir şey var ki Belediye’nin kursları bile öylesine açılmış gibi bir ortam var. Bu kurslara katılmayı teşvik eden insanlar bile önemsemiyor. Böyle göstermelik bir olay gibi. Gerçekten sanat manasında işe baktıklarını sanmıyorum. Ben burada mesela bu camı kesiyorum dilim dilim bu benim imalatım. Birisi geldiği zaman soruyor diyorum ki benim imalatım ben yapıyorum. Adam burun kıvırıyor. Ama desem ki bu Ankara’dan geldi, hiç fiyatını bile sormadan tamam diyor. Hatta şöyle bir şeye şahit oldum. Bir arkadaşım vardı eskiden soba kazanı yaparlardı. Kendileri yaparlardı her şeyi 38 plaka bir araca yükleyip Kayseri’den getirmiş gibi yapıp satarlardı. Hâlbuki kendi memleketinde yapılandan gurur duyman lazım. Bu malı ben yapıyorum de ki şurasını da şöyle yap bak daha güzel olur benim de fikrim gelişsin ama yok nerdee…


-Bize burada yaşadığınız anılarından biraz bahseder misiniz?


-Bir gün bir adam geldi bu aynayı gösterdi (ayna da ayna ama kocaman) işte bu ne kadar dedi, dedim abi 400 lira. Usta sen niiittin ben koltuk alırım o fiyata dedi. E ben de dedim abi koltuğu duvara asmıyorsun sonuç olarak, bu ayrı bir şey aksesuar. Kütle olarak bakıyor herhalde olaya abimiz. Kütle büyük olunca ha tamam diyor bu para verilir. Sen şimdi bir avize alıyorsun 700-800 lira para veriyorsun e sanatsal ayna, resim, çerçeve olunca niye değerli olmuyor. Onda emek var ben kaç gün uğraşıyorum ona. Malzemesi emeği… Yani onun için diyorum ki Sivas’ta sanatsal işler değer görmüyor. Ben bu şehirde çok işlerle uğraştım. Mesela gittim çiçekçiden çiçek aldım, onlara camdan kutular yaptım sevgililer gününe göre filan tasarladım ama burada kimseye satamadım. Şehir dışına götürdüm yok sattım resmen. Bir de şöyle bir şey var kimse pazarlık yapmadan bir şey almıyor. Benim söylediğim uygun fiyat üzerinden hala indirim yaptırmaya çalışıyor. Sanki ben ondan aldığım paranın hepsini hop cebime atıyorum. Kullandığım malzeme ve harcadığım zamanı umursanmıyor.