Evet sevgili dostlar görüşmeyeli uzun zaman oldu. Çok
sevgili ÖSYM abimizin sınavlarına bilmem kaçıncı kez girdiğimizden mütevellit
Şehrin Yüzleri’yle yüzgöz olamadık. Biliyoruz bizi çok beklediniz, (hatta
mailler atıp her şeyin yolunda olup olmadığını sordunuz.) Tabi bu süreçte
elimizden geldiğince başka işlerle de uğraştık. Biliyorsunuz ki 18 Haziran’da
Şükrü’nün resim sergisi var. Bu sergi vesilesiyle sanatsal çerçeveler yapan Fatih
abimizle tanıştık ve bu güzel sohbet ortaya çıktı. Keyifli okumalar…
Kristal Cam & Sanatsal Çerçeve
Fatih Ekici
Sivas-1979
-Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
-37 yaşındayım ve iki çocuk babasıyım, mutlu bir ailem var :)
-Bu işe nasıl başladınız?
-Bizimki baba mesleği cam çerçeve. Liseyi bitirdik, babamızın
yanında git gel derken askerden sonra tamamen işi sahiplendik. Yıllardır
babamızın yanında gördüğümüz kadarıyla öğrendik bir şeyler ve devraldık. Hala da
devam ediyoruz, başka bir işle uğraşmadık.
-İşinizi seviyor musunuz, başka bir hayaliniz var mıydı?
-Herkesin isteği bir devlet işidir yani tatilinden,
rahatlığından, güvencesinden ve emekliliğinden dolayı. Yoksa ben burada kendi
işimde gayet mutluyum ve rahatım. Benim patronum yok ben kendi işimin
patronuyum.
-Bu işle başka bir şehirde uğraşmak ister miydiniz?
-E yani büyük şehirlerde insanların sanatsal işlerle daha
yoğun uğraştığı yerlerde olsam benim için daha kazançlı olurdu. Sivas’ta
maalesef sanatla işte efendime söyleyeyim pek bir şey yok, insanların alakası
yok ki. Herkes normal rutin hayatında, sabah iş akşam ev modunda. Böyle sanatsal
işlerle uğraşmak gibi bir davaları yok. Ama büyük şehirlerde yaşamak nüfus ve
ilgi bakımından daha iyi olurdu. Oralarda sanatseverler var ve bu durum da
benim mesleğime bir talep meydana getirirdi. Mesela İstanbul’da yaşamak
isterdim ama İstanbul bir sevgili gibi. Hem heyecanlandırıyor hem de
korkutuyor. Gerçekten çok değişik bir şehir. Ama insan büyüdüğü yerden de kolay
kolay kopamıyor. Kolay değil gurbette olacaksın. Sıfırdan başlıyorsun.
-Sivas’ı seviyor musunuz?
-Gerçekten ben memleketimi seviyorum.
-Sizce bu şehir için neler yapılmalı?
-Üretkenlik için fabrikalar kurulmalı. Her şeyin hazırını
isteyen zihniyet bir kenara bırakılmalı. Çalışan insanlara bakıyorsun yüzde
sekseni işte Marka ve Mükaş gibi yerlerde çalışıyor. Böyle üretim yapılan
yerlerde kimse çalışmıyor çünkü üretim yapan bir yer yok. Hep hazır şeyler.
Başka şehirlerden alıp, gelip burada satıyorlar. (ya bir de lens fabrikası var diyorlardı
böyle yurt dışına ihracat yapılıyormuş) valla öyle bir söylenti var ama ben hiç
kimseden de duymadım ki ben ya da filanca akrabam lens fabrikasında çalışıyor diye
:)
-Sivas’taki insanlar mutlu mu sizce?
-Geneli mutlu. Bir beklentisi olmayan insanlar oldukları
için mutlular yani. Memnun olmayan kısım da var tabi de ama geneli mutlu çünkü
emekli kısım bir hayli çoğunlukta.
-Sivas hakkındaki gözlemleriniz nelerdir?
- Yaşanılabilirlik açısından gayet uygun bir şehir. Ama
şöyle bir durum var ki; benim dükkanım ara sokakta ve gençler bu civarda
oldukça fazla takıldıkları için ben de onları gayri ihtiyari gözlemliyorum ve
gördüğüm kadarıyla 16-17-18 yaşlarındaki gençler çok dengesiz ve Sivas’a
yakışmayacak hareketlerde bulunuyorlar. Yani bu gibi olaylardan dolayı biraz
sıkıntılar var ama yine de sonuç olarak bizim halkımız iyidir. Gerçi sadece bu
şehrin gençlerinin bir sorunu değil bu. Her memlekette böyle artık. Ayrıca Sivas’ta
sanata bakış açısı sıfır! Yani öyle bir şey var ki Belediye’nin kursları bile
öylesine açılmış gibi bir ortam var. Bu kurslara katılmayı teşvik eden insanlar
bile önemsemiyor. Böyle göstermelik bir olay gibi. Gerçekten sanat manasında
işe baktıklarını sanmıyorum. Ben burada mesela bu camı kesiyorum dilim dilim bu
benim imalatım. Birisi geldiği zaman soruyor diyorum ki benim imalatım ben
yapıyorum. Adam burun kıvırıyor. Ama desem ki bu Ankara’dan geldi, hiç fiyatını
bile sormadan tamam diyor. Hatta şöyle bir şeye şahit oldum. Bir arkadaşım vardı
eskiden soba kazanı yaparlardı. Kendileri yaparlardı her şeyi 38 plaka bir
araca yükleyip Kayseri’den getirmiş gibi yapıp satarlardı. Hâlbuki kendi
memleketinde yapılandan gurur duyman lazım. Bu malı ben yapıyorum de ki
şurasını da şöyle yap bak daha güzel olur benim de fikrim gelişsin ama yok
nerdee…
-Bize burada yaşadığınız anılarından biraz bahseder misiniz?
-Bir gün bir adam geldi bu aynayı gösterdi (ayna da ayna ama
kocaman) işte bu ne kadar dedi, dedim abi 400 lira. Usta sen niiittin ben
koltuk alırım o fiyata dedi. E ben de dedim abi koltuğu duvara
asmıyorsun sonuç olarak, bu ayrı bir şey aksesuar. Kütle olarak bakıyor
herhalde olaya abimiz. Kütle büyük olunca ha tamam diyor bu para verilir. Sen
şimdi bir avize alıyorsun 700-800 lira para veriyorsun e sanatsal ayna, resim, çerçeve olunca niye değerli olmuyor. Onda
emek var ben kaç gün uğraşıyorum ona. Malzemesi emeği… Yani onun için diyorum
ki Sivas’ta sanatsal işler değer görmüyor. Ben bu şehirde çok işlerle uğraştım.
Mesela gittim çiçekçiden çiçek aldım, onlara camdan kutular yaptım sevgililer
gününe göre filan tasarladım ama burada kimseye satamadım. Şehir dışına
götürdüm yok sattım resmen. Bir de şöyle bir şey var kimse pazarlık yapmadan bir
şey almıyor. Benim söylediğim uygun fiyat üzerinden hala indirim yaptırmaya
çalışıyor. Sanki ben ondan aldığım paranın hepsini hop cebime atıyorum.
Kullandığım malzeme ve harcadığım zamanı umursanmıyor.