Sayfalar

31 Ocak 2016 Pazar

Sivas’tan gitmek bir mecburiyet!

Murat ile üniversiteden tanışıyorum (-Şükrü). Dost meclislerinde, atölyede, sanat okulu okumak üzerine, bu okulun gerekliliği, bize kattıkları-bizden aldıkları ve bu şehirde neler yapabiliriz üzerine çok konuşmuşluğumuz var. Murat bu şehirde sanatsal faaliyetler için çalışmış bir arkadaşımdır. Girişimcidir, hayalperesttir (idealisttir diyemiyorum bunu bir kaç yıl önce yitirdi sanırım :)
2012'de yazdığım ve Avrupa Birliği'nden maddi destek aldığım Atıktan Sanata projesinde bana çok yardım etti. 5.5 metre yüksekliğinde Truva Atı yapmıştık ve rastlayanlar varsa hatırlayacak; 8-9-10 Haziran'da Kongre Müzesi bahçesinde sergilemiştik, işte o atı Murat Sinan'ın eski atölyesinde yaptık.( proje fotoğraflarına buradan bakabilirsiniz, buradan da proje videosunu izleyebilirsiniz) Ona buradan ayrıca teşekkür ediyorum ve sizi sohbetle baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar...

Harika Şeyler Sanat-Tasarım Atölyesi
Murat Sinan Ağar
1985 – Sivas



-Murat seni biraz tanıyabilir miyiz ?

-Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümü mezunuyum. Sivaslıyım. Burada sipariş üzerine kara kalem ve yağlı boya resimler, kalıcı geçici dövme, iç mimari dekoratif çalışmalar, yine sipariş üzerine maketler ve özel üretim kişisel hediyeler yapıyoruz. 

-Mesleğini seviyor musun ve kaç yıldır bu işi yapıyorsun ?

-Dört yıldır buradayım, buradan önce beş yıl kadar da eski atölyemizdeydim. (ön yazıda değindiğim atölye orasıydı) Orada konsept farklıydı, üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerine hazırlık kursları, liselere hazırlık kursları veriyordum. Ama burada konsept söylediğim gibi. 

İşimi çok seviyorum. Sevmezseniz yapılabilecek bir iş değil zaten. Aşırı hassasiyet aşırı yoğunluk gerektiriyor, sürekli düşünmek gerekli, sancılı bir iş bu. Sürekli üretim halinde, bedensel ve zihinsel olarak aktif olmanız gerekiyor.


-Bu işi yapmasaydın, yapmak istediğin bir meslek var mı aklında ?

-Evet vardı; uzay bilimciliği :) Ya aslında balık baştan kokar, bu şehrin çocuğusun, arka sokaklarında büyümüşsün, mümkün değil tabi böyle bir hayal. Zaten sonradan kafama yerleşen bir şey bu uzay. Keşke bu işle uğraşsaydım dediğim oldu.


-Bu şehri seviyor musun ? Sivas senin beklentilerini karşılıyor mu ?

-Sivas'ı sevmiyorum diyemem, aşığım da diyemem. Bizim sevgimiz mecburiyetten :)


Kısmen. Manevi açıdan hiçbir beklentimi karşılamadı Sivas. Ama maddi açıdan tabi ki inkar edemem beklentimizi karşılıyor. Manevi açıdan beklentimi karşılamıyor çünkü hissi boyutta çok fazla şey düşünüyorsunuz, sanat yapıyorsunuz, kültürel faaliyet planlıyorsunuz, büyük büyük projeler amaçlıyorsunuz, büyük mekanlarda büyük sergiler ne bileyim projeler planlıyorsunuz ama Sivas’ta yapıp yapabileceğiniz şey sadece düşünmek oluyor. Yani öyle ki düşüncenizin dahi köreldiği zamanlar oluyor. Düşünemiyorsunuz bazen... 

Bu şehir manevi yönden benliğini kimliğini yitirmiş bir şehir. Yani zamanında Cumhuriyetin temellerinin atıldığı bu şehri dışarıdan gelip gözlemleyen biri karar veriyor sonuca ulaşıyor zaten. Öyle bir başlangıcın olduğu şehir şu anki durumunu hak etmiyor. Ama taşın toprağın suçu yok, insanın yapısı ile alakalı. İnsan istediği zaman çölün ortasına okyanus yapar, ve bakıyorsun demek ki Sivas’taki insanlar istemiyor :) Bu kadar göç veren bir şehir olamaz. Yanlış olmasın tam bilmiyorum ama Türkiye’de altı milyon Sivas’lı var ve üç yüz bin Sivas'ın nüfusu var. Ki eminim bu üç yüz binin yüz elli bini Sivas merkez doğumlu değildir herhalde, ilçeler ve köylerden gelenler :)


-Sivas’ta böyle sanatsal işlere değer veriliyor mu ?

-Yok! Çok küçük bir oran. Sivas'ın değer yargısı çok farklı. Bazen bakıyorsunuz yığınla övgüler geliyor, yoğun bir şekilde tebrikler teşekkürler geliyor, ee ama bu işin illaki maddi boyutu var Dali’nin dediği gibi "para kazandırmayan sanata sanat demem". Maddi durumu olmalı bu işin. Adam seni över teşekkür eder, tebrik eder, yüceltir yüceltir ama madden hiçbir boyuta yaklaşmaz. Madden hiçbir yaklaşımı yok, hatta orada bir yerme durumuna gidiyor. “Bu ne şimdi o kadar pahalı?” mantığına gidiyorlar mevzu değişiyor :)


-Dövmeye nasıl bakılıyor Sivas’ta ? Çok yaptıran oluyor mu ?

-Ben dövme konusunda şaşırdım Sivas’ta. Dövme konusunda baskıcı bir toplum yok. Dövme üzerine bir baskı, ön yargı ben görmedim, altmış yaşındaki amcaya da yapıyoruz, 18 yaşındaki gence de. Dövme kültürü yok ama dövmenin taşlandığını görmedim.


-Bu şehirde olmasan nerede olmak isterdin ? Buradan gitmeyi düşündün mü ?

-Sivas’tan gitmek bir mecburiyet, bir gerçek. Yaptığımız işe verilen değerden ötürü gitmeyi düşünüyoruz. Akdeniz Ege kıyılarında daha turistik bir yerlere gitmeyi istiyoruz. Muğla Milas taraflarına gideceğiz sanırım. Mesela  İstanbul’da da yaparız bu işi çok ta iyi kazanırız ama orada da duygu yok. Tamamen sisteme yönelik çok hızlı, sadece para kazanmaya yönelik al ver mantığı var ve ben bunu sevmiyorum.


-Mutlu olduğunu düşünüyor musun ?

-Mutluyuz, ama Sivas’ta çevremizle mutluyuz Sivas’ın verdiği bir mutluluk yok. Bu mutluluğun sebebi eşinizin varlığı, ailenizin, dostlarınızın varlığı ya da bu işin verdiği kaplumbağa kabuğu gibi içindeki varlığı. Ama Sivas'ın verdiği bir mutluluk yok.

-Sivas'taki insanlar mutlu mu sence ?

-Hiç sanmıyorum. Bu biraz da yaş ile alakalı, yetmiş yaşına gelmiş bir adam niye macera arasın. Ama gençler kesinlikle mutsuz. Sivas öğrenci şehri, öğrenciden faydalanan esnaf mutlu ama öğrencinin kendisi mutlu değil.

-Boş zamanlarında neler yapıyorsun ?

-Atölyenin dışında bir şeylerle uğraşıyoruz ama yine atölye ile ilgili. Şu sıralar Sivas’ta meşhur korku evlerinin planlaması ve yapımı ile uğraşıyoruz. Yedi tane var bunlardan beşinin tasarımını ben yaptım. Bu korku ve zeka evleri son bir yıldır olan bir şey. Biz de arkadaşım Turgay ile yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz, labirent ev yapıyoruz. Fare labirentini insan boyunda üç katlı bir binaya entegre edeceğiz. Tüm hazırlıklarımız tamamlandı, inşaatına başlayacağız.


-İlginç bir anın var mı?

-Genç bir çocuk gelmişti dükkana, koluna kız arkadaşının ismini dövme yaptırdı, bir hafta sonra geldi üzerini kapattırıp başka bir isim yazdırdı :) Gençler çok hızlı...

-Bir yandan sohbet edip bir yandan oyuncaklarla oynadık. Murat'ın atölyesine kesinlikle uğrayın. Çok ilginç şeyler bulacaksınız. Atölye Afyon sokakta kime sorsanız gösterir. Dükkan kalabalıklaştı ve bize yol göründü, Murat'a teşekkür edip Harika Şeyler'den ayrılıyoruz. Şehrin Yüzleri devam ediyor...




29 Ocak 2016 Cuma

"Madem almayacaktın neden baktın!" diyen bir esnaf kitlesi vardı!

Takı, toka, küpe konusu hele ki 21. yüzyılda cinsiyet ayrımını bir kenara bırakıp bir nevi bütünleşme, karşılıklı bir gelişim ve değişim sağlamış durumda.  Her ne kadar eski toprak diye nitelendirdiğimiz büyüklerimiz bu değişimi pek haz etmese de şunu söylemekte fayda var ''herkesin hayatına kimse karışamaz'' :) Ve özellikle küpe-piercing kullanmak için yapılan işlemler oldukça hassas.. İsmail abimizi uzun zamandır tanıyorum. (Gizem) İşini gayet temiz ve hassas bir şekilde yapıyor. Ne zaman bu işlere girişsem ve soluğu yanında alsam hem zevkiyle hem de elinin hafifliğiyle  bana hep  ''aa bitti mi ne çabuk oldu ne de güzel oldu '' şokunu yaşatıyor.. Sivas'ta da bir şey bulamıyorum ki doğru dürüst diyenlere sözüm, bi uğrayın derim. Biz hem sohbetiyle hem işine gösterdiği saygı ve sevgisiyle çok keyifli vakit geçirdik.. Ellerine sağlık İsmail abi :)

Bahtiyar Kuyumculuk
İsmail Bahtiyar
1968-Sivas


-Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz ? Mesleğinizi seviyor musunuz ?

-1994’te ilk olarak aynalı çarşının içerisinde Bahtiyar Kuyumculuk olarak başladım. Daha sonra burası ile birlikte 21 yıldır bu işi yapıyorum. 

Seviyorum evet. Aslında benim asıl mesleğim lokantacılık. Ama kuyumculuğu daha çok seviyorum. Lokantacılıkta işçi olarak çalışıyordum, belirli bir sermaye birikimi olunca yapacak bir iş aradık. Sonra kuyumculuk istedik, gayet rahat ve prestijli bir meslek. 

-Başka bir meslekle uğraşmak ister miydiniz? Aklınızda şu işi de yapardım dediğiniz bir meslek var mı?

-Aslında yok ama lokantacılığa devam ederdim. Ama ben biraz daha farklı düşünüyordum. Kendi mesleğim olarak değilde proje olarak Sivas için farklı fikirlerim vardı. Ben 1992 yılında Mc Donalds ile görüşme yaptım. Aynalı çarşının üzerine Mc Donalds’ı getirecektim! (biz şokk:).  O zamanlar tabi Sivas’ta fast food kültürü yok. Bütün alt yapıyı hazırladım, yer konusunda anlaşamadık. Çünkü ben ilk konuşurken Mc Donalds ile, Aynalı Çarşının en üst katı için görüşmüştük. Benim dükkanım alt kattaydı, ben en üst katı istedim fakat orayı bana tahsis etmediler. Başka bir yer de düşünmedim orası içindi projem, ama olmadı nasip değilmiş. 


-Bu şehri seviyor musunuz? Başka bir şehirde yaşamak ister miydiniz ?

-Seviyorum. Ben ticarette ileri gitmeyi düşünseydim büyük şehre giderdim. Şöyle ki, benim çok fırsatım oldu imkanım da vardı İstanbul’da ticaret yapmaya ama ben Sivas’ta kaldım. (-ne gibi imkanlardı?) Büyük Beşiktaş Çarşısı’nı bilir misiniz… o zamanlar müteahhitle konuşmuştum, orada 20’şer metrekare 5 dükkan alabiliyordum burada aldığım iki dükkan parasına. Pazarlığını falan yapmıştık, sonra babam dedi ki “gitmeyelim oğlum” dedi ve burada kaldık. Babam Sivas deyişiyle “Alamancı’ydı”, yani ben Alamancı çocuğuyum :) Babam da yıllarca Fransa'da çalışmış ama dönmüş Sivas'a. Buranın havasından suyundan gidemedik, bizi bağladı kendine.


-Beklentileriniz var mı? Bu şehir için ne yapılsa iyi olur ?

-Şu andaki sosyal durumuyla pek yok aslında. Sivas’ın şimdiki ileri gelenleri dediğimiz kişilerinin Sivas için pek özverisi yok. Projeleri hep kendilerine yönelik, Sivas üzerine değil. Çevre illere bakılmalı, Gaziantep’e, Konya’ya, Kayseri’ye bakılmalı. Basit şeylerden bahsetmiyorum. Mesela bu şehrin tarımdan girdisi yok, sanayiden yok, bu şehrin binlerce yıllık tarihi var ama turizmden girdisi yok, bu şehrin hiçbir alandan girdisi yok. Yoksa öyle 300-500 kişinin çalıştığı üretim tesisi yapılmış öyle şeylerden bahsetmiyorum, daha büyük yatırımlar yapılmalı.


-Çocuklarınızın üniversiteyi bu şehirde okumasını ister misiniz ?

-Evet isterim tabi. Ben çocuklarımın burada büyüyüp yetişmesini istedim ve aslında büyük şehirlere gitmememin nedenlerinden biridir bu. Beş çocuğum var. Onların burada yetişmelerini istedim, ama isterlerse başka şehirlere gidebilirler bu konuda özgürler. Mesela kızım Kayseri’de Tıp okuyor.  Yani bu kültürde büyüsünler ama istedikleri yerde yaşasınlar istedim.

-Sivas'ın göç sorunu hakkında neler söyleyebilirsiniz ?

-Bu sorun Sivas’ın 1800’lerinden itibaren gelen bir sorunu. Sivas Valiliğinin yayımladığı bir kitapta (kitabın adı Sivas’ın iktisadi hayatı ve ticari hayatı) bahsediliyor ki; 1800’lü yıllarda Sivas’ta pamuğa dayalı sanayi var, pamuk yetiştiriliyormuş o yıllarda. Şuan bu iklimde pamuk yetişmesi mümkün değil, ama o zamanlar iklim uygunmuş. Sivas’ın iklimi değişmiş. O dönemde Sivas’ta 43 tane kuyumcu varmış. Kuyumcu demek üretici demek, sattığı ürünleri kendileri yaparmış, ustalarmış. Biz kuyumcu değiliz biz mağazacıyız aslında. O dönemde gümüş işleme ustaları varmış. 1800’lerden itibaren o ustalar hep gitmişler İstanbul’a, Amerika’ya, Avrupa’ya. Cumhuriyetin ilanından bu tarafa Sivas üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi. Deyim yerindeyse arayan soran olmamış bu memleketi. Önemli bir şey daha olmuş bu şehrin iklimi değişmiş. Pamuk yetişen bir iklimden karasal bir iklime geçmiş. Metrelerce kar yağmaya başlamış. Böylece iklime bağlı birçok ekonomik gelir bu şehirden gitmiş.


-Başka şehirlerde olup Sivas’ta olmayan şey var mıdır ?

-Şehrimizin insanlarında hoşgörü eksikliği var. İklimden midir bilinmez insanlarımızın daha az kibar olduğu gerçeği var. Daha beş sene öncesine kadar "almayacaktın neden baktın" diyen bir esnaf kitlesi vardı. Bunu da Sivas’taki insanların gezme kültürünün az olmasına bağlıyorum. Gezip görmedikleri için böyle davrandıklarını düşünüyorum.

-Hobileriniz var mı?

-Biz 4 arkadaş, her Pazartesi Paşabahçe'ye gideriz. Sohbet ederiz, çay içeriz mangal yaparız. Hiçbirimizin telefonu çalmaz. Ailelerimizden kimse aramaz çünkü o gün biz sadece sohbet edip kafa dağıtırız. Çocuklarımız bile o güne plan yapmazlar. Aramıza başka birini de almayız. Kadromuz sabittir. Başka arkadaşlar gelmek isterse bile başka bir gün yine gideriz ama Pazartesi gününe almayız aramıza :) Bu faaliyetimizi dört yıl kadar bir süredir de arkadaşımızın evinin terasında gerçekleştiriyoruz.

Adres: Kılıçoğlu arkası biraz ilerisi, herkesin sevdiği sokak :)
-Süs püs değil mevzu. Mevzu başka. Mevzu ismail abinin özeni ve özverisi. Hani diyor ya malum kişi "sen işine saygı duy ki insanlar da sana saygı duysun".. Ha işte tam da bu! Şehir hakkındaki bu güzel sohbetimiz biterken İsmail abimize kısa bir veda ediyoruz. Kısa dedik çünkü kahve sözü var bize..  Şehrin Yüzleri devam ediyor...



24 Ocak 2016 Pazar

Sivas, biz sahiplendiğimiz sürece bir bütün olabilir!

Kulakları tırmalamayan bir müzik, etrafta dolaşıp, sert, imalı bakışlarla insanı rahatsız etmeyen nazik garsonlar ve kremalı, aromalı güzel bir kahve... Tasarımdan bahsetmek istemedim ama aslında bizim için tasarım daha ön planda. Homojen ışık dağılımı ile gözü yormayan pastel renkler, gayet rahat sandalye ve koltuklar ile onlarla uyumlu masalar, aksesuarlar... The Coffee Club'tan bahsediyorum... Şeyma Hanım ile yaptığımız söyleşimizde Sivas ile diğer şehirler arasındaki farklardan konuştuk. Biz çok keyif aldık sizlere de keyifli okumalar diliyoruz...

The Coffee Club
Mustafa Gülmez / Şeyma Güzelderen (Söyleşimizi Şeyma Hanım ile gerçekleştirdik)
1983-Sivas


-Bu mesleğe nasıl başladınız?

-Sivas’ta doğdum. Lise bitimine kadar Sivas’taydım. Sonrasında İTÜ Konservatuvarı kazandım. Okul bittikten sonra orada evlendim. Ben aslında okul hayatım devam ederken bu sektöre girdim. Çeşitli yerlerde hosteslik yaptım. Son olarak İstanbul’da Nusr-Et Steak Hause’ta halkla ilişkiler şefi olarak çalıştım. Sonrasında ise Sivas'a gelmek istedim. Tabi eşimi de ikna ederek :) Bu mekanı gördüğü zaman zaten o da kalmak istedi Sivas’ta.

Sivas biraz soğuk ve insanları da biraz dingin olduğu için, İstanbul’dan sonra biraz sıkıntı yarattı bize. Ama şu an iyiyiz, alıştık. Artık gitmek gibi bir düşüncemiz yok. Hatta eşimde bir takım girişimlerde bulunmak istiyor. Çünkü Sivas yeniliğe aç bir şehir. Aslında çok köklü bir şehir. Ama maalesef çok fazla göç verdiğimiz için yeterince ilerleme kaydedilebilmiş bir şehir değil bana göre. Farklı bir şeyler yakalandığında devam ettirilebilecek bir şehir olduğunu düşünüyorum.

kafenin üst katında bir köşedeyiz

-Bu mesleği seviyor musunuz?

- Severek yapıyorum. Zaten hareketli bir yapım var. Bu iş de sürekli dinamizm istediği için çok severek yapıyorum bu işi. 

-Bu mesleği yapmasanız hangi işle uğraşmak isterdiniz?

-Zaten dans ediyordum, yine dans ederdim.  Dans eğitmenliği yapmak isterdim daha doğrusu.  Ama bu sektöre girince bu alanda devam etmek istedim. Fırsatım olsaydı eğer Sivas’ta dans eğitmenliğini yapmayı gerçekten çok isterdim.

 -Bu şehri seviyor musunuz ?

-Bu şehri seviyorum. İnsanların birbiriyle iç içe olması benim çok hoşuma gidiyor. Komşunun seninle ilgilenebiliyor olması bence çok önemli bir şey. Hani deriz ya hep "akrabalıktan ötedir komşuluk". Bu tip şeyler benim çok hoşuma gidiyor. Bir de bu şehirde şöyle bir şey var; beysiniz, hanımsınız sizi gördüklerinde tanırlar, ancak İstanbul çok kozmopolit, büyük bir şehir ve ne pozisyonda nerede olursanız olun sizi kimse tanımaz. Ama burada birbirini tanıyor herkes. Özellikle belli bir süre sonra ya da ticaretle ilgili bir mesleğiniz varsa çok güzel diyaloglar kurulabiliyor. Çok samimi arkadaşlıklar yapılabiliyor. Ve ben dinginliği de çok seviyorum. Zaten bu yüzden Sivas... :)


-Bu şehirden beklentileriniz neler?

-Bu şehirden beklentilerim var ama çok zor. Yani daha bir hayli yol gidilmeli.. Şehre dönüş olmasa dahi en azından şu göçün biraz durmasını çok istiyorum kendi şehrim adına. Bence bu şehre yapılacak en büyük katkı bu olur diye düşüyorum. Göçü durdurabilmek! Bunun için de insanlara iş olanakları sağlamak lazım. Mevsimi değiştiremesek de sosyal yaşamı değiştirebiliriz. Mesela benim Sivas'a dönerken aklımda olan ve görmek istediğim şey daha sosyal insanlarla karşılaşmaktı. Çünkü ben oldukça sosyal bir ailede yetiştim burada. O yüzden beni hiç itmedi Sivas. Okul zamanlarımda da illa Sivas’ta okumayacağım demedim. Çünkü burada çok güzel imkanlarım da vardı. İstediğim gibi aktivitelerde bulundum, spor yaptım. Bence insanları burada tutabilmek için bu tip imkanlar doğurmak lazım. Ben bu mekanı işlettiğim için söylemiyorum ama keşke herkes bizim mantalitemizde çalışsa.. Gerçekten Sivas halkına yaraşır bir şeyler yapamaya çalışıyoruz.


-Başka şehirlerde olup Sivas’ta olmayan neler var sizce?

-Kayseri örneğini vermek istiyorum. Hep göç üzerinden gidiyorum ama bence bu şehrin en büyük sorunu bu. Mesela Kayseri kendi halkını çok tutar. Dışarıya fazla insan göndermezler ve alışverişini de kendi içerisinde yapmaya gayret eder. Biz maalesef bunu çok fazla başaramadığımız için dışarıya açılmışız ve bir bütünlük sağlayamıyoruz şehirde. Bir bütünlük sağlanmayınca da kopuşlar meydana geliyor haliyle. Aslında bir Sivaslı ile konuştuğunuz zaman çok milliyetçidir. "Sivaslıyım ben!" derler, ancak icraata gelince bu pek de böyle olmuyor. Hoşlanmadığım bir konu daha var ki o da şöyle: mesela şehir dışındasınızdır, Sivas’la ilgili bir konu açılmıştır. Kendisi Sivaslı olmasına rağmen Sivas'a atıflarda bulunarak konuşuyor, "ya Sivas yaşanılacak yer değil de işte..." gibi. Bu hiç hoş olmayan bir şey gerçekten. Burası senin ekmek teknen, büyüdüğün yer. Sen sahiplendiğin sürece burası var. Gerçekten bu yönden eksiklerimiz var ve bu çok üzücü.. Bu şehirde çalışan herkes için geçerli olan bir şey de; önce kendi işine saygı duyacaksın ki insanlar da sana saygı duysun. İşimiz zaten hizmet. Bu yüzden biz insanlara hizmet etmekten gocunmuyoruz ve bu sebepten dolayı insanlar da bize saygı duyuyorlar. Çok mutlu bir şekilde yapıyoruz işimizi ve verimini de alıyoruz tabi ki. 


-Boş zamanlarınızda neler yaparsınız ?

-Dediğim gibi burası çok yoğun. Fazla boş zamanım olmuyor. Fırsat buldukça kayak yapmayı seviyorum. İnşallah Yıldız Dağı’na da gideceğim henüz gidemedim :) Yıllar sonra formasyon almaya karar verdim onunla ilgileniyorum bir yandan. Aynı zamanda insan kaynakları uzmanlığı eğitimi ile uğraşıyorum, uzaktan eğitim alıyorum. Hem şu anki işimle de alakalı, çünkü insan kendini sürekli geliştirmeli. Sivas’ta da pek ilgilenen yok açıkçası insan kaynakları uzmanlığıyla ama artık her işletmede isteyecekler. Büyük şehirlerde bu böyledir, zorunludur. Umarım bu şehirde de düzenli ve zorunlu olur..


-Daha öncesinde İstanbul gibi büyük bir şehirde çalışmış olmanızın, Sivas’ta bu işi yaparken elde ettiğiniz kalitede bir etkisi var mı ?

-Tabi ki etkisi var. Zaten buranın düzenini oturtan kişi Mustafa Bey (The Coffee Club’ın sahibi). Kafa yapılarımız bu anlamda çok uyuşuyor. O da yurt dışında ve yurt içinde bu konuda çalışmış, kendini eğitmiş. Bende şehir dışında çalıştım aynı şekilde.. Öncelikle Mustafa Bey müthiş bir iş başardı burayı kurarken. Sıfırdan, tamamen kendi çabalarıyla, kendi oluşturduğu menülerle. Fikirlerimizi de birleştirince böyle bir yere sahip olduk. Personele bakış açımız, müşterilere bakış açımız ki şu an müşteri demek bile benim garibime gidiyor. Bu yüzden ‘misafirlerimiz’ diye düzeltmek istiyorum.. Tüm bu konularda da anlaşınca bu güzellik ortaya çıktı. Zaten çocukluk arkadaşıydık. Ben İstanbul’dayken iki yüze yakın garsonla beraber çalıştım. Bunun elbette yararları var. Birçok insan figürü ile çalışınca artık nerede nasıl tepki verileceğini görebiliyorsun ve sahip olduğun işini en iyi şekilde yapabiliyorsun...

-İleride ebeveyn olursanız, çocuğunuzu bu şehirde büyütür müsünüz ?

-Ben bu şehirde büyümüş olmaktan çok mutluyum. Çocuğumun da burada büyümesini elbette isterim. Tabi ki ısrarcı net bir çizgi çizmem, ama isterim burada büyümesini. Şöyle de bir gerçek var ki şu anki Sivas benim çocukluğumdaki Sivas değil maalesef. Hep aynı noktaya geliyorum ama bu da göç kaynaklı bir durum. (Ne gibi değişimler var sizce, biraz bahseder misiniz?) İnsanlar birbirlerine karşı daha tahammülsüz ve daha kabalar. Köylü olmak elbette ayıp değil hepimizin kökeni bu, hala o kafayı atamamak, küçük bir alanda 5-10 hanelik bir yerde yaşıyormuş gibi yaşamak, şehre ayak uydurmamak  olumsuz durumlara sebep oluyor. Ben burada çok yaşadım bunu. İnsanlar o yüzden biraz kaba geliyor bana, biraz kapalı kutu gibiler. Özellikle trafikte birçok sorun yaşıyoruz. Köyde araba kullanıyormuş gibi sanki hiç trafik ışıkları yokmuş gibi davranıyorlar. Çok fazla korno kullanılıyor bu da tahammülsüzlüğün bir göstergesi. Yani uzun mesafeler yok ki şehir içinde. Bu sabırsızlığı anlayamıyorum ben. Mesela "insanlar yolda yürür Sivas'ta" diye bir söz var. Bunun da bence şöyle bir sebebi var. Kar yağıyor ama kaldırımlar temizlenmiyor, biraz belediye’ye sataşıyorum şu an :) Hal böyle olunca insanlar arabaların açtığı yerlerde yürüyor. Hadi şimdiye kadar gerekli temizleme araçları yoktu diyelim. Ama şu an o teknoloji var ve eskisi gibi kar yağışı da yok. Biraz daha ilgi lazım bu şehre..

Çok enerjik bir ekip gerçekten hayran kaldık. 

-Peki çocuğunuzun Cumhuriyet Üniversitesi'ne gitmesini ister misiniz?

-İsterim. Üniversitenin eğitiminden ziyade insanın önce kendisini eğitmesi gerekiyor. Ben İTÜ’de okudum ama okulumla, okuduğum bölümle alakalı bir şey yapmadım ki. Herkesin gıpta edeceği bir bölümde ve üniversitede okudum, hayalimdi üstelik. Ancak şu an bambaşka bir alanda çalışıyorum. Yani insanın kendisinde bitiyor iş biraz da. İdeallerle ilgili bir durum. C.Ü’de de bir öğretmenlik, kamu yönetimi okuyabilir ve ona göre de kendinin geliştirebilir diye düşünüyorum. Hatta çabalarsa bu şehirde imkanları kullanarak en iyisi de olabilir. 


-Burada yaşadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız ? 

-En güzel anım; buradan bazı sebeplerden dolayı bir iki ay kadar gittim. Beni yolcu ederken çalışanlarımızın gösterdiği o samimiyet ve veda partisi gerçekten çok hoştu. Biz sadece iş arkadaşı değiliz gerçekten aileyiz. Zaten dayanamadım geri döndüm ben de :)


-Burası gençlerin ayakta tuttuğu bir şehir. Sizce neler yapmalı bu şehir gençler için ?

-Burada gençlere karşı anlayışlı bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum ben.  Gerçekten gençlerin ayakta tuttuğu bir şehir burası. Bence üniversiteyi daha ileriye götürmek anlamında bir şeyler yapılmalı. Çünkü insanlar buraya zorunlulukla geliyorlar. ‘Kazandım, tekrar hazırlanmam, gitmekten başka çarem yok’ fikirleri ile tercih ediyorlar. Bu yüzden daha cazip bir hale getirmek lazım burayı. Üniversitenin daha nitelikli olması ve güzel bir şekilde de reklamının yapılması gerekiyor.  13-14 yıldır bu üniversite hep aynı, hiçbir değişiklik yok. Hocalarda da çok eksiklik var ve destekleyici değiller. Onları eleştirmek belki benim haddime değil ama ben dışarıdan bir gözlemci olarak böyle gördüm. Yapılan sohbetler, eleştiriler, gençlerin fikirleri hep bu doğrultuda. Mesela Erasmus yapmak isteyen bir öğrenci vardı. Ne kadar güzel harika nasıl yapacaksın diye sorduk hiçbir fikri yoktu. İşin en ironik yanı okuldaki danışman hocaları da bilgilendirmiyor. Onların da tam olarak bir fikirleri yok konu ile alakalı. Çok üzücü.. Yeğenim lisedeyken Erasmus yapmak istedi. Biz de aradık kim ilgileniyor diye ve öğrendik ki ilgilenen kimse yokmuş. Sonunda aradık kendimiz ulaştık, "yeğenim gelmek istiyor henüz lisede" diye ben konuştum, "ne güzel sizin gibi böyle şehirlerden arayanlar" dediler ve heyecanımızı görünce daha da heveslendiler ancak şöyle bir şey oldu, "bir kişi için program açamayız Sivas’ta, lütfen insan toplayın" dediler. Biz kimseyi bulamadığımız için bu konu böyle kaldı. Bu şehrin bir adım ileri atabilmesi için gençleri desteklemesi lazım. Cezbedici bir şeyler lazım. Evet iklim sert ama kışın kayak yaparsın, yazın dağ taş gezersin, imkanlar belki biraz kısır ama renklendirilmeli, gençlere oynanmalı. Bir şehirde genç varsa enerji vardır!

-Şimdi herkes bu fotoğrafları gördükten sonra "burası çok pahalıdır" diyecektir. Bizde öyle düşünüyorduk ama hiçte öyle değil. Böyle bir mekana bu kaliteye göre çok çok uygun fiyatlar. Yolunuz düşsün bu güzel mekana ve özellikle caramel macchiato deneyin ;)


19 Ocak 2016 Salı

Sivas'taki rahatlığı başka yerde bulamıyorum!

Atatürk Caddesindeki korna sesleri ve insan kalabalığından sıyrılarak Bankalar Caddesine saptık. İlerlerken eski bir tabela gözümüze çarptı. Aslında günlük telaşların kaygısındayken başımızı çevirip belki de her seferinde baktığımız ama göremediğimiz bir yerdi burası. İnsanları tanımak ve tanıtmak için başladığımız projemizin en güzel tarafı da buydu işte: daha iyi bakmamızı ve görmemizi sağlıyordu. Bu işin bize verdiği heyecanla içeriye girdik. Küçük bir radyodan Türk sanat musikisi çalıyordu. Girer girmez akide şekeri, tarçın, hindistan cevizi, kakao ve fındık kokuları genzimizi doldurdu. Eski raflarda bugünün taze şekerleri, taze şekerlerde ise eskilerin tadı vardı. Bir merhaba dedik yılların eskitemediği Ahat amcaya. Gözlerimiz şekerlemelerde kulağımız Ahat amcada dinlemeye koyulduk. Geçmişten bugüne Sivas’tan, mesleğinden ve insanlardan konuştuk. Kendinize bir bardak çay doldurun ve başlayın bu keyifli sohbetimize...

Şahinler Şekercisi
Ahat Şahinler
1951 – Sivas


-Kaç yıldır bu mesleği yapıyorsunuz ve nasıl başladınız ?

-Elli senedir bu işi yapıyorum. Baba mesleğimiz, altmış senedir de bu dükkandayız. Hiç değişmedik. Dükkan kendimizin olduğu için uzun yıllar kalabildik.

-Bu mesleği seviyor musunuz ?

-Bu işi seviyoruz. Uzun zamandan beri bu meslekte olduğumuz için bırakamadık. (-tabelanız çok nostaljik, çok güzel.. kaç yıllık acaba?) Tabelamız nereden baksanız kırk yıllık var. Bu dükkanı açtığımızdan beri dekor hemen hemen aynı değiştirmek istemedik. Bakın mesela bu terazi altmış senelik bir hatıra. Kullanıyoruz halen, camı kırıldı gerçi, kırılmasaydı daha güzeldi.  Böyle eski şeylere değer veriyorum, bunlar güzel hatıralar.

Bu tabela kırk yıllık. Şehirde kalmadı artık böyle eski tabelalardan. Bizce çok estetik ve nostaljik.
Ahat amcanın babasından kalma altmış yıllık terazisi. Camın köşesi çatlamış, onun dışında sapasağlam çalışıyor.

-Bu mesleği yapmasanız, ne işle uğraşmak isterdiniz ?

-Valla pek düşünmedim ama tuhafiyecilik yapardım herhalde. O da amcamdan kalan bir meslek onu da seviyordum.


-Bu şehirden beklentileriniz var mı ?

-Beklentilerimi hallettim hiçte bir beklentim kalmadı :) (Nelerdi onlar?) –Ya işte dükkanımız olsun, işte evimiz olsun arabamız olsun, çocuklarımızla mutlu mesut yaşayalım, bunlardı yani. Zaten bizim burada tutunmamızı sağlayan sürekli müşterilerimiz, dostlarımızdır. Onlar bize sahip çıktı destek çıktılar.


-Bu şehri seviyor musunuz ? Başka bir şehirde yaşamak istediniz mi ?

-Şehrimi çok seviyorum. Sivas’ın yerlisiyim, doğma büyüme buralıyım.  Başka bir şehre de gitmeyi düşünmedim. Bir süre iş dolayısıyla mersine gittim ama geri döndüm, duramadım, sevemedim. Oraya alışamadım, Sivasıma geri döndüm. Sebebi de şu; burası daha sıcak geliyor bana, insanları daha samimi.


-Mutlu olduğunuzu düşünüyor musunuz ? Sivas’ta yaşayan insanlar mutlu mu sizce ?

- Tabiki.. Sivas çok rahat bence. Trafik yok, karmaşa yok, büyük şehirlerdeki sıkıntılar yok. Var mı? :) Burada gezme olsun işe gidip gelme olsun insanlar daha rahat hareket edebiliyor. 

-Sizce şehir insanlara imkanlar sunuyor mu ?

-Şehirde aradığımız her şey var. Benim için yeterli. Yani gidip de İstanbul’dan Ankara’dan aradığımız bir şeyi getirmiyoruz, burada da  var. Her şey var Sivas’ta. Mesela benim asıl mesleğim nikah şekerciliği. Ben dışarıdan mal getirmiyorum, malzemeleri alıp kendim yapıyorum.  Bu gördüğünüz nikah şekerlerinin hepsi bizim üretimimiz. 


-Hobileriniz var mı ?

-Bu işler de hobi gibi aslında. Nikah şekerlerini süslüyoruz, tülleri kesip üzerlerine süsler yapıştırıyoruz, yani hobi gibi keyif alarak yapıyoruz. Örneğin şu şekerlerin son süslemelerini de yaptıktan sonra Almanya’ya ve Hollanda’ya göndereceğiz. 

-Burada yaşadığınız ilginç bir anınız var mı?

-Var tabi olmaz mı. İlk kez bu draje şekerleri getirdiğimiz de, henüz üzerlerine fındık draje falan yazmamışken, adamın biri dedi ki “bana iki yüz elli gram zeytin verir misin” :) Tabi vermedik ikna ettik zeytin olmadığına. Bir keresinde de, İstanbul’dan hazır mal getirttim. İçerisine bizim şeker koymamız gerekiyormuş. Fakat bizde bunu bilmiyorduk içinde var sanıyorduk. Öylece verdik düğün sahibine. Düğünden sonra adam geldi dükkana dedi “yav şeker yoktu kutuların içinde”. Dedik ki “abi onun usulü adeti böyle, bunlar şekersizdir” dedik, yani kapattık olayı :)


 -Bu işi sizden sonra devralacak olan var mı?

-Maalesef yok, benim oğlum yok iki kızım var evli. Erkek torunum var. Torunlarımdan sevip isteyen olursa gelsin yapsınlar. Dükkan kendimizin kirası yok bir şeyi yok. Benim biraderlerin hepsi başka şehirlerde. Ben seviyorum burayı. Ben bir haftalığına gidiyorum desem dördüncü günü geri geliyorum, duramıyorum. Buradaki rahatlığı başka yerde bulamıyorum.



-Gözlemleriniz ve tavsiyeleriniz var mı ?

-İnsanları tanımak çok önemli. Dostlarımız var, ararlar sorarlar, çay içmeye gelirler. Çevremiz iş yapıyor bize burada. Memlekette herkesi tanıyoruz, tanımak tanışmak çok önemli. Mesela ben adama mal veriyorum, adamın parası yok, ne kadar iki yüz lira üç yüz lira, veriyorum malı, iki üç hafta sonra getiriyor paramı. Kim yapar bu devirde böyle alışverişi. Hiçte paramız kalmadı kimsede, hepte geldi.


-Eski Sivas’ı biraz anlatır mısınız ?

-Mesela eskiden atölye vardı gitti cer atölyesi derlerdi.  Dikimevi vardı gitti askeri dikimevi, efendime söyleyim çimento fabrikası vardı bitti gitti. Sivas’ın üzerinde çok şeyler vardı, yani ekonomik olarak, gittiler hepsi. Atölye dağıldığı zaman iş çıkışı öyle bir insan kalabalığı olurdu ki bir saate çıkamazdın çarşının içinden. Bu dediğim 1970’ler. Sonra 59. birlik vardı askeri tümen buradaydı o da gitti. Onlarında katkısı çoktu esnafa. Şimdi bütün bunların yerini öğrenciler aldı. Kaç öğrenci var burada. Kırk bin mi? Düşün işte günde hiç olmazsa kırk bin ekmek çıkıyor. Değil mi? Öğrencinin katkısı yadsınamaz bu şehirde. 

-Ahat amca muhabbet esnasında gözlerimizi çikolatalardan ayıramadığımızı görünce bize güzel şekerlerinden ve çikolatalarından ikram etti. Çay da demleyeyim dedi ama vakit bir hayli geç olmuştu. Lezzetli çikolataları ve hoş sohbeti için Ahat amcaya teşekkür edip, damağımızdaki güzel tatlarla bu şirin dükkandan ayrılıyoruz.
Şehrin Yüzleri devam ediyor...






16 Ocak 2016 Cumartesi

Sevilen meslek değil de para kazanılan meslek seçiliyor!

Şehrin eski esnaflarından Foto Nuri'ye gidiyoruz. Şehrin tam göbeği derler ya öyle bir yerde. Şükrü analog makinesi ile çektiği fotoğrafların banyolarını burada yaptırıyor. Uzun zamandır tanıdığımız Onur abiye yaptığı işi ve Sivas'ı soruyoruz. Biz çaylarımızı içerken size de keyifli okumalar diliyoruz...

Foto Nuri
Onur Başgün
1981 - Sivas


- Onur abi kaç yıldır bu işi yapıyorsun ? İşini seviyor musun ?

-18 yıldır bu işi yapıyorum. İşimi çok seviyorum. Ben burada çalışanım. Yıllardır burada olduğum için beni buranın sahibi sanıyorlar. Bu biraz yaptığınız işi benimsemek ile ilgili. Dış çekimler olsun düzenlemeler olsun her şeyle ilgileniyorum. Seviyorum, elimden geldiği kadar yapmaya çalışıyorum.

-Nasıl başladın bu işe ?

-Öyle bir şey düşünerek başlamadım. Okuldan ayrıldıktan sonra her çocuk gibi para kazanmak amacıyla başladım. Sonradan bir şeyleri yapmaya başlayınca ve yapabildiğimi gördükçe, sevmeye ve severek yapmaya devam ettim. Bir işte başarılı olduğunu görünce sonrası geliyor zaten, başarılı olduğu işte devam etmeyi düşünüyor insan.


-Bu işi yapmasaydın ne yapmak isterdin ?

-Hiç düşünmedim şu işi yapsaydım diye. Yani öyle bir şey hiç aklıma gelmedi. Türkiye’de iş ararken amaç sadece para kazanmak, geçim derdi olduğu için farklı mesleklere bakmak, şu işi yapsam bu işi yapsam da mutlu olsam diye değil, ne kadar kazanırım sigorta yatıyor mu diye bakılıyor. Sevilen meslek değil de para kazanılan meslek seçiliyor genelde.


-Başka bir şehirde yaşamak ister miydin ?

-Gitmeyi hiç düşünmedim buradan ama İstanbul’da yaşamak isterdim. İstanbul bambaşka, güzel bir şehir, imkanı aktivitesi bol ama orada da yaşamak, ayakta kalmak, tutunmak zor. Sivas ise rahat ve İstanbul’a oranla daha yaşanılabilir bir şehir. Sivas birçok gelişmiş şehirden daya iyi, daha yaşanılabilir. Mesela Kayseri, Tokat gibi civar illerimizden çok çok iyi durumda. 

-Mutlu musun ? Sence insanlar mutlu mu ?

-Sivas'ı çok seviyorum. Mutluyum burada ben. İnsanların o kadar çok istekleri var ki bu yüzden mutlu değiller bence. İstekler bitse belki daha mutlu olabilirler. Beklentileri çok fazla. Mutluluk beklentiyle doğru orantılı. Beklenti ne kadar çok olursa mutlu olmak o kadar zorlaşıyor. Mesele ayda bin-iki bin lira kazanıp üç bin lira değerinde telefon kullanmaya çalışan insanlar ne kadar mutlu olabilir ki.


-Hobilerin var mı ? Boş zamanlarında neler yaparsın ?

-Boş zamanlarımda fotoğraf çekerim... Şaka şaka.. :) Açıkçası zaman kalmıyor başka işlerle uğraşmaya, çok çalışıyoruz. Bir çok insanın hobisi olan bir işi yaptığımız için boş zamanlarımda fotoğraf çekerim de diyemiyoruz.

-Şehirdeki aktiviteler nasıl ? 

-Sivas'ta trafik problemi yok, insanlar yoğun bir stresin altında kalmıyor. Bu yüzden insanların yorgunluk veya stres atmak için farklı aktivitelerle uğraşmalarına gerek kalmıyor. Evden işe işten eve bir hayat hüküm sürüyor. Yani farklı aktivitelere yönelmiyorlar. Ama yavaş yavaş başlandı bir şeyler yapılmaya. Seneler öncesinde küçük bir kayak evimiz vardı. Küçükken giderdik kaymaya ailecek, arkadaşlarla falan. Pek olanak sağlamıyordu ama doğanın içinde güzel bir yerdi. Ama şimdi gayet güzel bir kayak merkezi yapıldı. Bu güzel bir şey Sivas için.


-Şehrin merkezinde bir yer burası, ilginç anıların var mı ? 

-Mesela okuması yazması olmayan yaşlı teyzeler amcalar içeriye girip elindeki reçeteyi uzatıp ‘şu ilaçları ver oğlum’ diyebiliyor. Ama bu da çok normal, bunu komik bir olay olarak anlatmıyorum. Okuma yazma bilmeyen yaşlılarımız çok fazla, ve burayı optikçi sanıp girebiliyorlar. Bizim işimiz insanların beğenilerine hitap etmeye yönelik olduğu için, gün içerisinde bir sürü ilginç olay yaşıyoruz. Çekim sırasında olsun hediyelik ürünlerimizi seçerken olsun birçok farklı taleple karşılaşıyoruz. Hatta bu talepler o kadar fazla ki bizim için gündelik olay haline geldi.

Onur abinin çektiği fotoğraftan biri (Sivas tren garı)
-Dış çekim yaparken karşılaştığınız zorluklar nedir ?

-Gerçekten bir sürü hikaye çıkıyor bu çekimlerden. Daha önce bizde Paşabahçe mesire alanında gelin-damat dış çekimlerimizi gerçekleştiriyorduk. Ancak orası çok kalabalık olduğu için gelin ve damat rahat bir şekilde poz veremiyorlardı. Hatta kucağında bebekle gelip 'hadi gelin ablayla bir fotoğraf çekinelim' diyen teyzeler de oluyordu :) Damatlar insanların bakışlarından dolayı sinirlendiğinde çekimi yarıda bırakmak zorunda olduğumuz zamanlarda oluyordu. Bu gibi olaylardan dolayı 8 dönümlük bize ait olan bir alanı, dış çekimlerimizi daha rahat yapabilmek için uygun şekilde dekore ettik. İçerisinde yapay gölümüz, kayıklarımız ve köprümüz var. Orada sadece gelin-damat ve çekim ekibi olduğu için daha rahat ve samimi bir ortam oluşuyor. 

Bir de şöyle bir durum var şimdi herkes dış çekim olsun, farklılık yapalım diyor ama bence bir süre sonra insanlar yine eskisi gibi tek fonda fotoğraf çektirmeye başlayacak. Stüdyo çekimi yeniden moda olacak.

Onur abinin çektiği fotoğraflardan bazıları:




Foto Nuri: Aynalı Çarşı altı Tel: (0346) 222 08 43 

9 Ocak 2016 Cumartesi

Tam anlamıyla mutlu olmak mümkün değil!

Bilenler bilir ama şehre yeni geldiyseniz, çarşıda dolaşırken yolunuz Bankalar Caddesine saparsa uğrayıp bir çay için ve tanışın bu güzel insanlarla. Sizleri lafı çok uzatmadan Aralık Kitap Kafe'de arkadaşımız Cüneyt ile yaptığımız sohbetle baş başa bırakıyoruz. Keyifli okumalar...

Cüneyt Ateş
1982 - Sivas


-Kaç yıldır bu işi yapıyorsun ve neden bu mesleği seçtin ?

-6 yıl oldu yaklaşık. 2010 Aralık'tan beri. Hem Aralık ayında açtığımız için hem de kafenin yeri iki sokağın arasında olduğu için adı Aralık olsun dedik. Biz 2010’da ilk olarak kitapçı açmıştık. 2 sene yaptık o işi.  O işler de iyi gitmeyince arkadaşlarla beraber bu işi yapmayı uygun gördük. Biraz da seviyorduk tabi o yüzden başladık. Önceden daha çok seviyordum ama şimdi biraz fazla iş gibi oldu artık. Zaman zaman iyi oluyor zaman zaman da sıkılıyor insan. Yoğunluktan,  gürültüden, hep aynı yerde olmaktan. Şu an çalışma ortamımız da rahat aslında. Çalışma saatlerimiz esnek :) Çalışma arkadaşlarım Özkan ve Abuzer de oldukça rahat ve işlerini severek yapıyorlar. 

-Bu işi yapmasaydın hangi meslekle uğraşmak isterdin ?

-Hayalimiz zaten kitapçı olmaktı. Onu yaptık. Öyle başka da bir hayalimiz yoktu aslında. Buradaki kitaplar da ilk açtığımız kitapçı döneminden kalma kitaplar. Eskiden şu duvarımızda boydan boya kitaplık vardı. Gelenlerin sayısı artınca dekorda değişiklik yaptık. Kitapların bir kısmı zaten satılmıştı, bir kısmını da arkadaşlarla evlere götürdük. 


-Sivas’tan beklentilerin neler? Bu şehri seviyor musun ?

-Yani bilmiyorum ki biraz sıcak olsa daha iyi olurdu. İnsanların biraz daha ince olmalarını, biraz daha kibar olmalarını bekliyorum sadece. Ya aslında Sivas'a özgü bir şey değil de bu. Yıkılması gereken bir tabu. Seviyorum aslında. Zaman zaman sıkıldığım oluyor ama sevdiğimi de düşünüyorum.


-Bu şehirde olmasan nerede olmak isterdin ?

-Burada mutluyum ama mutsuz olduğum zamanlar da oluyor. Aslında İstanbul’da olmak isterdim. Çünkü orada daha iyi bir hayat sürebiliriz. Bunun nedeni de kültürel ve sanatsal faaliyetler için daha fazla imkan bulunması. 


-Mutlu olduğunu düşünüyor musun ?

-6 yıldır zaten Sivas’ta yaşıyorum. 6 yıldır da bu işlerle uğraşıyorum. Yani çok mutlu olduğum zamanlar da oldu. Mutsuz olduğum, üzgün olduğum zamanlar da. Genel olarak yarı yarıya durum. Ama zaten tam anlamıyla mutlu olmak da mümkün değil. 


-Buraya gelen insanlar mutlu mu sence ?

-İnsanların genel olarak burada mutlu olduklarını görüyorum. Çünkü herkes burada kendini rahat hissediyor. Kendi evleri gibi mutlu hissediyorlar. Evde oturur gibi oturuyorlar. (Bu rahatlığı seviyor musun ?) Evet seviyorum. Aslında biraz da kendiliğinden oluştu bu durum, samimiyetten oldu herhalde...

Mutfak girişine üzerlik asılmış.
Üzerlik tohumundan yapılan bu süs, kapı girişlerine veya duvara asılır. Renkli çaput parçaları da kullanarak, tohumlar daha yaş iken üçgen kompozisyonda birbirlerine ip ile sabitlenir. Dokunsanız ufanıp dökülecek kadar kurudur. Kötü bakışlardan ve nazardan koruduğu düşünülür. İç Anadolu ve çevresinde görebileceğiniz bu gelenek Orta Asya Türklerinden gelen bir inanıştır.
-Hobilerin var mı, boş zamanlarında neler yaparsın ?

-Evet var. Kitap okumayı  çok seviyorum. İyi bir okuyucu olduğumu pek düşünmüyorum. Orta halli bir okuyucuyum işte. Zaman buldukça okuyorum. Saz çalıyorum. Satranç oynamayı çok seviyorum. Vakit buldukça yürüyüş ve bisiklet turlarına katılıyorum. Ancak şöyle bir gerçek var ki Sivas'taki şoförler trafikte sadece kendileri varmış gibi davranıyor. Bisiklet sürerken rahatsız ediyorlar. Yol sadece onların sanki. Bisiklet kullananları sürücü olarak görmüyorlar. Bir de hobi olarak kolaj yapıyorum. Duvardaki kolajları ben yaptım. Akşamları eve gidince biraz uğraşıyorum işte.

Cüneyt'in yaptığı kolajlardan biri.
Santranç; Aralık Kafe için olmazsa olmaz bir oyun.
-Bize şehir ile ilgili gözlemlerinden bahseder misin ?

-İnsanların kendilerine ayıracak yaşam alanları yeterince yok. Doğru dürüst hiç spor yapılabilecek alan yok. Kendilerini ifade edebilecek yerler olmalı mesela. İnsanlar böyle şeyler yapamayınca sıkılıyorlar ve suçu da Sivas'a atıyorlar. Yapılacak bir şey yok, kötü bir şehir burası diyorlar. Eğer böyle alanlar çoğaltılırsa bu şikayetler ortadan kalkar. İyi bir sinema yok bu şehirde. Tiyatro’da yılda çıkan oyun sayısı çok az. Daha fazla konser etkinliği yapılabilir. Mesela bir açık hava konseri verilecek olsa, bunun için uygun bir alan yok. Üniversite şenlikleri bile sırf iş olsun diye yapılmış gibi, geçiştiriliyor. Aslında sanatçıya değer veren bir şehir burası. Bir de şöyle bir durum var. Bazı etkinliklerde zamanlama hatası oluyor. Eylül'ün başında yapılan kitap fuarı, Eylül sonu gibi bile yapılsa daha fazla ilgi görür. Sonuçta öğrencilerin ayakta tutuğu bir şehir. Öğrenciler tatildeyken kitap fuarı düzenlemek pek de hoş olmuyor.

Levent kesinlikle bu şehrin yüzlerinden biri, onu tanımayan yoktur herhalde. Şehir dışından gelen öğrenciler bile bir iki hafta sonra Levent ile tanışıyor. Çarşıya çıkıp ta onu görmediğiniz bir gün olmaz. Şehirde yapılan hiç bir etkinlik, açılış, konser Levent'siz düşünülemez...

-Kafede yaşadığın ve hala gülerek hatırladığın bir anın var mı, bizimle paylaşır mısın ?

-Bir ara saçlarım uzundu, o gün de saçlarımı arkadan toplamıştım. Bu arkadaş geldi (Levent’i gösteriyor). Beni görünce önce şaşırdı sonra da gülmeye başladı ‘ne oldu sana’ diyerek gülmekten yere yattı bir anda. Yerde kahkahalarla gülüyor. Bir anda tüm kafe gülmeye başladı :)

 -Cüneyt buraya gelip gittikçe fark ettik ki sen kimseyi geri çevirmiyorsun. Mendil satanlar giriyor içeriye, hatta keman çalan biri girip mini bir konser vermişti bize. Normalde kimse istemez bunu ?

-Kimi ekmek parası için geliyor. Kimi muhabbet için ya da ısınmak için.. Bir ihtiyacı oluyor geliyor mesela. Kimseye git demek olmaz ya da içeri almamak. 

-Bu güzel sohbet için Cüneyt'e çok teşekkür ediyoruz. Şehrin Yüzleri devam ediyor...





-Bonus :)

Aralık Kafe birçok kişinin buluşma noktası olduğu gibi yerel bir spor grubunun da buluşma noktası. Cumartesi Dağcıları adındaki bu grup Sivas ve çevresinde doğa yürüyüşü, tırmanış, bisiklet etkinlikleri düzenliyor ve katılımcıları ile bu kafede buluşuyor. Gruba ulaşmak isterseniz Aralık Kafe'ye uğrayabilirsiniz ya da Cumartesi Dağcıları sayfasına mesaj atabilirsiniz.

Cumartesi Dağcıları grubundan Barış, arkadaşı Cüneyt'e yardım ederkene...