Sayfalar

2 Ocak 2016 Cumartesi

Esnaflık: maddi getiriler karşılığında özgürlüğünüze bedel olarak yaptığınız bir anlaşmadır!

Kafeye girdiğinizde kapının üzerindeki küçük zil ses çıkarır ve anlar içeri girdiğinizi. Sıcacık bir gülümseme ile karşılar sizi ve malum Sivas bir hayli soğuktur bu aralar. Siz montunuzu çıkarana kadar geçen süreyi bilir tam zamanında gelir çaylar ısınırsınız. Çayı hep tazedir. Yılın ilk röportajı güzel insan Alican ile...

Masadaki notlardan birinde "Oda kafe evimiz, Alican abi canımızdır" yazıyor ve bu not mekanın ve insanının ne kadar samimi olduğunu gösteriyor bize...


Oda Kafe
Alican Gül
1986 - Sivas





-Neden bu işi yapıyorsun ve kaç yıl oldu?

-Belli bir süre İstanbul’da yaşadım. Sonrasın da tekrar Sivas’a döndüm. Tabi büyük bir boşlukta kaldım döndüğümde. Bir gün bizimkilerle oturduk konuşuyoruz bir nevi aile toplantısı. İlk fikir rahmetli kuzenimden çıktı, böyle böyle bu işi yapsak nasıl olur diye düşündük. Neden olmasın olur ya dedik sonra. O zaman düşündüğümüz kafamızda tasarladığımız bir konsept vardı. Tam da düşündüğümüz tasarladığımız gibi bir yer oldu burası.


-İşini seviyor musun? Bu işi yapmasaydın hangi işle uğraşmak isterdin?

-Evet seviyorum. Sıkılmadan yapıyorum. İhtimalleri pek düşünmem ama bu iş olmasaydı psikiyatrist olmak isterdim. Burada da bir nevi o işi yapıyoruz, amatör terapistlik diyebilirim :) Buraya gelenleri dinlemeyi çok severim. Tavsiye vermek demeyelim de çünkü her insan ayrı bir gezegendir, onlarla fikir alışverişinde bulunuyorum. 

-Bu şehirden beklentilerin nelerdir? Bu şehri seviyor musun?

-Beni kendi halime bıraksın yeter :) Bir beklentim yok. Bu şehri seviyorum çünkü bana çok güzel insanlar kattı.

-Bu şehirde olmasan nerede çalışmak isterdin? Mutlu olduğunu düşünüyor musun Sivas’ta?

-Daha büyük bir yerde olmak isterdim. Mesela Tokyo’da... Toronto'da bu işi yapmak isterdim. Farklı insanların olduğu bir yerde. (Peki hiç -tası tarağı toplayıp buradan gideyim- dedin mi? )Ya ben öyle gözü kara bir insan değilimdir. Mesela kuzenim -ben Nepal’e gideceğim- dedi ve de gitti :) Benim yapacağım hareket değil onlar. Hatta bazen kendimde gördüğüm bir eksikliktir gözü kara olamamak. 

Mutluluk bir ruh halidir bence. Gelip geçici bir şey değildir. İnsan bazen üzüntülü olduğunda da mutlu olabilir. Bir kişiliktir mutluluk. Koruma gerektirir. Şahsen ben bunu koruduğumu düşünüyorum.


-Peki Sivas'taki insanlar mutlu mu sence?

-Değiller. Ciddi bir açığı var insanların bu konuda. Yani bence mutlu değiller. Kendisi olabilme özgürlüğüne sahip insanlar daha mutlu oluyor benim gözlemlediğim kadarıyla. Kendisi olabilme özgürlüğünü tanımıyor bu şehir. Bir yer de serserilik de bir haktır. Kendisi olamayan bu konuda problemi olan insanlar mutlu olamıyor. Eğer kendileri gibi olurlarsa kötü şeylerin olacağını düşünüyorlar. Çevrenin onlardan beklediği gibi olmaya çalışıyorlar. Kendi istediği gibi hareket etmiyorlar. Başka bir görüşü varken bunu dile getiremiyor. Bu bir sıkıntı, büyük bir sıkıntı hem de. (-Sivas’takiler mi yoksa dışarıdan gelenler mi daha mutlu?) -Genelde diğer şehirlerden gelenler daha rahat hareket ediyor ve dolayısıyla daha mutlu. 



-Hobilerin var mı? Boş zamanlarında ne yaparsın?

-Çok zamanım olmuyor, çünkü "esnaflık: maddi getiriler karşılığında özgürlüğünüze bedel olarak yaptığınız bir anlaşmadır". Böyle olunca hobilerin büyük bir kısmını kafede yapabiliyorum ancak. Lisan öğrenme hevesim var, İspanyolca çalışıyorum. Onun dışında roman okurum ama kitap okumak bir hobi değildir, sürekliliği olmalı. Burada servis yaptıktan sonra açıyorum iki dal roman okuyorum.



-Yıllardır burada insanları gözlemliyorsun. İlk çalışmaya başladığın zamanlardan beri insanlarda nasıl bir değişim var?

-Valla çok akıllı gençler gelip gidiyor buraya. Çok umutluyum gençlerden. Bu işin maddi getirisinin yanı sıra en güzel tatlardan birisi de yaptığım güzel muhabbetler. Birbirimizin konuştuğu dili anlamak çok güzel. Karşılıklı bir saygı oluyor samimiyete dayanan. Biraz dersleri asan bir kitle var ama olacak o kadar. Çünkü buradaki üniversite öğrencilerin sevebileceği tarzda bir yer değil. Cumhuriyet Üniversitesi öğrenciler için değil de sanki öğretmenler için açılmış, onların akademik gelişimlerine yardımcı olan bir okul gibi. 


-Ne yapılsa ya da ne olsa daha güzel olur bu şehir?

-Farklılık olmalı. Sivas’ta renk tonu siyah ve gri sadece. Biraz sıkıcı bir durum. Herkes birbirine benziyor. Aynı şekilde giyiniyor, aynı muhabbetler dönüyor, tekrara düşüyor. Farklılığın çok az olduğu bir yer. Bir tane farklı insan yok mu arkadaş diyorum, yok ya herkes aynı :) Böyle olunca da şehir genç kitle için biraz sıkıcı oluyor. Yeri geliyor ben bile sıkılıyorum. Bu insanların mavisi yeşili yok mu, valla yok. (Yani zamanla mı olur böyle renklenmeler?) Valla bu derin bir mevzu. Farklı bilim dallarını da bilip öyle yorum yapılabilir ancak. Farklı insanları tanımak roman okumak gibi çünkü...

-Bize anlatabileceğin bir anın var mı bu kafede yaşanan?

-Burada tanıştığım Elif ve Onur diye çok yakın arkadaşlarım var. Sizden iyi olmasınlar. Kendi aralarında nişan yaptılar. Burada yaptık nişanı. Ben kestim kurdelelerini. Çok güzeldi o gün. 



-Bu kafenin bir geleneği var: Not bırakmak. İlk nasıl başladı bu gelenek?

-Sevdiğim bir arkadaşım vardı. İçi açılan bir maket getirdi. Açıp kâğıt koyuluyor içine. Hadi buraya yazalım koyalım dedi. Bir iki kişi içine bir şeyler yazıp koydu. Sonra aldı başını gitti. Ben de baktım böyle olmayacak bu iş baya bir birikti, fikir ve hissiyat kutusu yaptım koydum buraya. İlk başta insanlar çekiniyordu ama sonra herkes yazmaya başladı. Yazılanlar biriktikçe masaların üzerilerine, camın altına koyuyorum. Bir dünya hikaye çıkıyor yazılanlardan. 

-Çaylarımızı içtikten sonra o sıcak ortamdan ayrılıp buz gibi soğuk ve kaygan Sivas caddelerine düşüyoruz. Ve çok üşüyoruz.. :) Şehrin Yüzleri devam ediyor...

01.01.2016







Oda Kafe adres: Eski Kale Mahallesi Sirer Caddesi Türkiye Finans Bank Karşısı En üst kat.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder