Sayfalar

24 Ocak 2016 Pazar

Sivas, biz sahiplendiğimiz sürece bir bütün olabilir!

Kulakları tırmalamayan bir müzik, etrafta dolaşıp, sert, imalı bakışlarla insanı rahatsız etmeyen nazik garsonlar ve kremalı, aromalı güzel bir kahve... Tasarımdan bahsetmek istemedim ama aslında bizim için tasarım daha ön planda. Homojen ışık dağılımı ile gözü yormayan pastel renkler, gayet rahat sandalye ve koltuklar ile onlarla uyumlu masalar, aksesuarlar... The Coffee Club'tan bahsediyorum... Şeyma Hanım ile yaptığımız söyleşimizde Sivas ile diğer şehirler arasındaki farklardan konuştuk. Biz çok keyif aldık sizlere de keyifli okumalar diliyoruz...

The Coffee Club
Mustafa Gülmez / Şeyma Güzelderen (Söyleşimizi Şeyma Hanım ile gerçekleştirdik)
1983-Sivas


-Bu mesleğe nasıl başladınız?

-Sivas’ta doğdum. Lise bitimine kadar Sivas’taydım. Sonrasında İTÜ Konservatuvarı kazandım. Okul bittikten sonra orada evlendim. Ben aslında okul hayatım devam ederken bu sektöre girdim. Çeşitli yerlerde hosteslik yaptım. Son olarak İstanbul’da Nusr-Et Steak Hause’ta halkla ilişkiler şefi olarak çalıştım. Sonrasında ise Sivas'a gelmek istedim. Tabi eşimi de ikna ederek :) Bu mekanı gördüğü zaman zaten o da kalmak istedi Sivas’ta.

Sivas biraz soğuk ve insanları da biraz dingin olduğu için, İstanbul’dan sonra biraz sıkıntı yarattı bize. Ama şu an iyiyiz, alıştık. Artık gitmek gibi bir düşüncemiz yok. Hatta eşimde bir takım girişimlerde bulunmak istiyor. Çünkü Sivas yeniliğe aç bir şehir. Aslında çok köklü bir şehir. Ama maalesef çok fazla göç verdiğimiz için yeterince ilerleme kaydedilebilmiş bir şehir değil bana göre. Farklı bir şeyler yakalandığında devam ettirilebilecek bir şehir olduğunu düşünüyorum.

kafenin üst katında bir köşedeyiz

-Bu mesleği seviyor musunuz?

- Severek yapıyorum. Zaten hareketli bir yapım var. Bu iş de sürekli dinamizm istediği için çok severek yapıyorum bu işi. 

-Bu mesleği yapmasanız hangi işle uğraşmak isterdiniz?

-Zaten dans ediyordum, yine dans ederdim.  Dans eğitmenliği yapmak isterdim daha doğrusu.  Ama bu sektöre girince bu alanda devam etmek istedim. Fırsatım olsaydı eğer Sivas’ta dans eğitmenliğini yapmayı gerçekten çok isterdim.

 -Bu şehri seviyor musunuz ?

-Bu şehri seviyorum. İnsanların birbiriyle iç içe olması benim çok hoşuma gidiyor. Komşunun seninle ilgilenebiliyor olması bence çok önemli bir şey. Hani deriz ya hep "akrabalıktan ötedir komşuluk". Bu tip şeyler benim çok hoşuma gidiyor. Bir de bu şehirde şöyle bir şey var; beysiniz, hanımsınız sizi gördüklerinde tanırlar, ancak İstanbul çok kozmopolit, büyük bir şehir ve ne pozisyonda nerede olursanız olun sizi kimse tanımaz. Ama burada birbirini tanıyor herkes. Özellikle belli bir süre sonra ya da ticaretle ilgili bir mesleğiniz varsa çok güzel diyaloglar kurulabiliyor. Çok samimi arkadaşlıklar yapılabiliyor. Ve ben dinginliği de çok seviyorum. Zaten bu yüzden Sivas... :)


-Bu şehirden beklentileriniz neler?

-Bu şehirden beklentilerim var ama çok zor. Yani daha bir hayli yol gidilmeli.. Şehre dönüş olmasa dahi en azından şu göçün biraz durmasını çok istiyorum kendi şehrim adına. Bence bu şehre yapılacak en büyük katkı bu olur diye düşüyorum. Göçü durdurabilmek! Bunun için de insanlara iş olanakları sağlamak lazım. Mevsimi değiştiremesek de sosyal yaşamı değiştirebiliriz. Mesela benim Sivas'a dönerken aklımda olan ve görmek istediğim şey daha sosyal insanlarla karşılaşmaktı. Çünkü ben oldukça sosyal bir ailede yetiştim burada. O yüzden beni hiç itmedi Sivas. Okul zamanlarımda da illa Sivas’ta okumayacağım demedim. Çünkü burada çok güzel imkanlarım da vardı. İstediğim gibi aktivitelerde bulundum, spor yaptım. Bence insanları burada tutabilmek için bu tip imkanlar doğurmak lazım. Ben bu mekanı işlettiğim için söylemiyorum ama keşke herkes bizim mantalitemizde çalışsa.. Gerçekten Sivas halkına yaraşır bir şeyler yapamaya çalışıyoruz.


-Başka şehirlerde olup Sivas’ta olmayan neler var sizce?

-Kayseri örneğini vermek istiyorum. Hep göç üzerinden gidiyorum ama bence bu şehrin en büyük sorunu bu. Mesela Kayseri kendi halkını çok tutar. Dışarıya fazla insan göndermezler ve alışverişini de kendi içerisinde yapmaya gayret eder. Biz maalesef bunu çok fazla başaramadığımız için dışarıya açılmışız ve bir bütünlük sağlayamıyoruz şehirde. Bir bütünlük sağlanmayınca da kopuşlar meydana geliyor haliyle. Aslında bir Sivaslı ile konuştuğunuz zaman çok milliyetçidir. "Sivaslıyım ben!" derler, ancak icraata gelince bu pek de böyle olmuyor. Hoşlanmadığım bir konu daha var ki o da şöyle: mesela şehir dışındasınızdır, Sivas’la ilgili bir konu açılmıştır. Kendisi Sivaslı olmasına rağmen Sivas'a atıflarda bulunarak konuşuyor, "ya Sivas yaşanılacak yer değil de işte..." gibi. Bu hiç hoş olmayan bir şey gerçekten. Burası senin ekmek teknen, büyüdüğün yer. Sen sahiplendiğin sürece burası var. Gerçekten bu yönden eksiklerimiz var ve bu çok üzücü.. Bu şehirde çalışan herkes için geçerli olan bir şey de; önce kendi işine saygı duyacaksın ki insanlar da sana saygı duysun. İşimiz zaten hizmet. Bu yüzden biz insanlara hizmet etmekten gocunmuyoruz ve bu sebepten dolayı insanlar da bize saygı duyuyorlar. Çok mutlu bir şekilde yapıyoruz işimizi ve verimini de alıyoruz tabi ki. 


-Boş zamanlarınızda neler yaparsınız ?

-Dediğim gibi burası çok yoğun. Fazla boş zamanım olmuyor. Fırsat buldukça kayak yapmayı seviyorum. İnşallah Yıldız Dağı’na da gideceğim henüz gidemedim :) Yıllar sonra formasyon almaya karar verdim onunla ilgileniyorum bir yandan. Aynı zamanda insan kaynakları uzmanlığı eğitimi ile uğraşıyorum, uzaktan eğitim alıyorum. Hem şu anki işimle de alakalı, çünkü insan kendini sürekli geliştirmeli. Sivas’ta da pek ilgilenen yok açıkçası insan kaynakları uzmanlığıyla ama artık her işletmede isteyecekler. Büyük şehirlerde bu böyledir, zorunludur. Umarım bu şehirde de düzenli ve zorunlu olur..


-Daha öncesinde İstanbul gibi büyük bir şehirde çalışmış olmanızın, Sivas’ta bu işi yaparken elde ettiğiniz kalitede bir etkisi var mı ?

-Tabi ki etkisi var. Zaten buranın düzenini oturtan kişi Mustafa Bey (The Coffee Club’ın sahibi). Kafa yapılarımız bu anlamda çok uyuşuyor. O da yurt dışında ve yurt içinde bu konuda çalışmış, kendini eğitmiş. Bende şehir dışında çalıştım aynı şekilde.. Öncelikle Mustafa Bey müthiş bir iş başardı burayı kurarken. Sıfırdan, tamamen kendi çabalarıyla, kendi oluşturduğu menülerle. Fikirlerimizi de birleştirince böyle bir yere sahip olduk. Personele bakış açımız, müşterilere bakış açımız ki şu an müşteri demek bile benim garibime gidiyor. Bu yüzden ‘misafirlerimiz’ diye düzeltmek istiyorum.. Tüm bu konularda da anlaşınca bu güzellik ortaya çıktı. Zaten çocukluk arkadaşıydık. Ben İstanbul’dayken iki yüze yakın garsonla beraber çalıştım. Bunun elbette yararları var. Birçok insan figürü ile çalışınca artık nerede nasıl tepki verileceğini görebiliyorsun ve sahip olduğun işini en iyi şekilde yapabiliyorsun...

-İleride ebeveyn olursanız, çocuğunuzu bu şehirde büyütür müsünüz ?

-Ben bu şehirde büyümüş olmaktan çok mutluyum. Çocuğumun da burada büyümesini elbette isterim. Tabi ki ısrarcı net bir çizgi çizmem, ama isterim burada büyümesini. Şöyle de bir gerçek var ki şu anki Sivas benim çocukluğumdaki Sivas değil maalesef. Hep aynı noktaya geliyorum ama bu da göç kaynaklı bir durum. (Ne gibi değişimler var sizce, biraz bahseder misiniz?) İnsanlar birbirlerine karşı daha tahammülsüz ve daha kabalar. Köylü olmak elbette ayıp değil hepimizin kökeni bu, hala o kafayı atamamak, küçük bir alanda 5-10 hanelik bir yerde yaşıyormuş gibi yaşamak, şehre ayak uydurmamak  olumsuz durumlara sebep oluyor. Ben burada çok yaşadım bunu. İnsanlar o yüzden biraz kaba geliyor bana, biraz kapalı kutu gibiler. Özellikle trafikte birçok sorun yaşıyoruz. Köyde araba kullanıyormuş gibi sanki hiç trafik ışıkları yokmuş gibi davranıyorlar. Çok fazla korno kullanılıyor bu da tahammülsüzlüğün bir göstergesi. Yani uzun mesafeler yok ki şehir içinde. Bu sabırsızlığı anlayamıyorum ben. Mesela "insanlar yolda yürür Sivas'ta" diye bir söz var. Bunun da bence şöyle bir sebebi var. Kar yağıyor ama kaldırımlar temizlenmiyor, biraz belediye’ye sataşıyorum şu an :) Hal böyle olunca insanlar arabaların açtığı yerlerde yürüyor. Hadi şimdiye kadar gerekli temizleme araçları yoktu diyelim. Ama şu an o teknoloji var ve eskisi gibi kar yağışı da yok. Biraz daha ilgi lazım bu şehre..

Çok enerjik bir ekip gerçekten hayran kaldık. 

-Peki çocuğunuzun Cumhuriyet Üniversitesi'ne gitmesini ister misiniz?

-İsterim. Üniversitenin eğitiminden ziyade insanın önce kendisini eğitmesi gerekiyor. Ben İTÜ’de okudum ama okulumla, okuduğum bölümle alakalı bir şey yapmadım ki. Herkesin gıpta edeceği bir bölümde ve üniversitede okudum, hayalimdi üstelik. Ancak şu an bambaşka bir alanda çalışıyorum. Yani insanın kendisinde bitiyor iş biraz da. İdeallerle ilgili bir durum. C.Ü’de de bir öğretmenlik, kamu yönetimi okuyabilir ve ona göre de kendinin geliştirebilir diye düşünüyorum. Hatta çabalarsa bu şehirde imkanları kullanarak en iyisi de olabilir. 


-Burada yaşadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız ? 

-En güzel anım; buradan bazı sebeplerden dolayı bir iki ay kadar gittim. Beni yolcu ederken çalışanlarımızın gösterdiği o samimiyet ve veda partisi gerçekten çok hoştu. Biz sadece iş arkadaşı değiliz gerçekten aileyiz. Zaten dayanamadım geri döndüm ben de :)


-Burası gençlerin ayakta tuttuğu bir şehir. Sizce neler yapmalı bu şehir gençler için ?

-Burada gençlere karşı anlayışlı bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum ben.  Gerçekten gençlerin ayakta tuttuğu bir şehir burası. Bence üniversiteyi daha ileriye götürmek anlamında bir şeyler yapılmalı. Çünkü insanlar buraya zorunlulukla geliyorlar. ‘Kazandım, tekrar hazırlanmam, gitmekten başka çarem yok’ fikirleri ile tercih ediyorlar. Bu yüzden daha cazip bir hale getirmek lazım burayı. Üniversitenin daha nitelikli olması ve güzel bir şekilde de reklamının yapılması gerekiyor.  13-14 yıldır bu üniversite hep aynı, hiçbir değişiklik yok. Hocalarda da çok eksiklik var ve destekleyici değiller. Onları eleştirmek belki benim haddime değil ama ben dışarıdan bir gözlemci olarak böyle gördüm. Yapılan sohbetler, eleştiriler, gençlerin fikirleri hep bu doğrultuda. Mesela Erasmus yapmak isteyen bir öğrenci vardı. Ne kadar güzel harika nasıl yapacaksın diye sorduk hiçbir fikri yoktu. İşin en ironik yanı okuldaki danışman hocaları da bilgilendirmiyor. Onların da tam olarak bir fikirleri yok konu ile alakalı. Çok üzücü.. Yeğenim lisedeyken Erasmus yapmak istedi. Biz de aradık kim ilgileniyor diye ve öğrendik ki ilgilenen kimse yokmuş. Sonunda aradık kendimiz ulaştık, "yeğenim gelmek istiyor henüz lisede" diye ben konuştum, "ne güzel sizin gibi böyle şehirlerden arayanlar" dediler ve heyecanımızı görünce daha da heveslendiler ancak şöyle bir şey oldu, "bir kişi için program açamayız Sivas’ta, lütfen insan toplayın" dediler. Biz kimseyi bulamadığımız için bu konu böyle kaldı. Bu şehrin bir adım ileri atabilmesi için gençleri desteklemesi lazım. Cezbedici bir şeyler lazım. Evet iklim sert ama kışın kayak yaparsın, yazın dağ taş gezersin, imkanlar belki biraz kısır ama renklendirilmeli, gençlere oynanmalı. Bir şehirde genç varsa enerji vardır!

-Şimdi herkes bu fotoğrafları gördükten sonra "burası çok pahalıdır" diyecektir. Bizde öyle düşünüyorduk ama hiçte öyle değil. Böyle bir mekana bu kaliteye göre çok çok uygun fiyatlar. Yolunuz düşsün bu güzel mekana ve özellikle caramel macchiato deneyin ;)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder