Kulakları tırmalamayan bir müzik, etrafta dolaşıp, sert, imalı bakışlarla insanı rahatsız etmeyen nazik garsonlar ve kremalı, aromalı güzel bir kahve... Tasarımdan bahsetmek istemedim ama aslında bizim için tasarım daha ön planda. Homojen ışık dağılımı ile gözü yormayan pastel renkler, gayet rahat sandalye ve koltuklar ile onlarla uyumlu masalar, aksesuarlar... The Coffee Club'tan bahsediyorum... Şeyma Hanım ile yaptığımız söyleşimizde Sivas ile diğer şehirler arasındaki farklardan konuştuk. Biz çok keyif aldık sizlere de keyifli okumalar diliyoruz...
The Coffee Club
The Coffee Club
Mustafa Gülmez / Şeyma Güzelderen (Söyleşimizi Şeyma
Hanım ile gerçekleştirdik)
-Bu mesleğe nasıl başladınız?
-Sivas’ta doğdum. Lise bitimine kadar Sivas’taydım. Sonrasında
İTÜ Konservatuvarı kazandım. Okul
bittikten sonra orada evlendim. Ben aslında okul hayatım devam ederken bu
sektöre girdim. Çeşitli yerlerde hosteslik yaptım. Son olarak İstanbul’da
Nusr-Et Steak Hause’ta halkla ilişkiler şefi olarak çalıştım. Sonrasında ise
Sivas'a gelmek istedim. Tabi eşimi de ikna ederek :) Bu mekanı gördüğü zaman zaten
o da kalmak istedi Sivas’ta.
Sivas biraz soğuk
ve insanları da biraz dingin olduğu için, İstanbul’dan sonra biraz sıkıntı
yarattı bize. Ama şu an iyiyiz, alıştık. Artık gitmek gibi bir düşüncemiz yok. Hatta
eşimde bir takım girişimlerde bulunmak istiyor. Çünkü Sivas yeniliğe aç bir
şehir. Aslında çok köklü bir şehir. Ama
maalesef çok fazla göç verdiğimiz için yeterince ilerleme kaydedilebilmiş bir
şehir değil bana göre. Farklı bir şeyler yakalandığında devam ettirilebilecek bir
şehir olduğunu düşünüyorum.
-Bu mesleği seviyor musunuz?
- Severek yapıyorum. Zaten hareketli bir yapım var. Bu iş de
sürekli dinamizm istediği için çok severek yapıyorum bu işi.
-Bu mesleği yapmasanız hangi işle uğraşmak isterdiniz?
-Zaten dans ediyordum, yine dans ederdim. Dans eğitmenliği yapmak isterdim daha
doğrusu. Ama bu sektöre girince bu
alanda devam etmek istedim. Fırsatım olsaydı eğer Sivas’ta dans eğitmenliğini
yapmayı gerçekten çok isterdim.
-Bu şehri seviyor
musunuz ?
-Bu şehri seviyorum. İnsanların birbiriyle iç içe olması
benim çok hoşuma gidiyor. Komşunun seninle ilgilenebiliyor olması bence çok
önemli bir şey. Hani deriz ya hep "akrabalıktan ötedir komşuluk". Bu tip şeyler
benim çok hoşuma gidiyor. Bir de bu şehirde şöyle bir şey var; beysiniz,
hanımsınız sizi gördüklerinde tanırlar, ancak İstanbul çok kozmopolit, büyük bir şehir ve ne pozisyonda nerede olursanız olun sizi kimse tanımaz. Ama burada
birbirini tanıyor herkes. Özellikle belli bir süre sonra ya da ticaretle ilgili
bir mesleğiniz varsa çok güzel diyaloglar kurulabiliyor. Çok samimi
arkadaşlıklar yapılabiliyor. Ve ben dinginliği de çok seviyorum. Zaten bu
yüzden Sivas... :)
-Bu şehirden beklentileriniz neler?
-Bu şehirden beklentilerim var ama çok zor. Yani daha bir
hayli yol gidilmeli.. Şehre dönüş olmasa dahi en azından şu göçün biraz
durmasını çok istiyorum kendi şehrim adına. Bence bu şehre yapılacak en büyük
katkı bu olur diye düşüyorum. Göçü durdurabilmek! Bunun için de insanlara iş
olanakları sağlamak lazım. Mevsimi değiştiremesek de sosyal yaşamı
değiştirebiliriz. Mesela benim Sivas'a dönerken aklımda olan ve görmek istediğim
şey daha sosyal insanlarla karşılaşmaktı. Çünkü ben oldukça sosyal bir ailede
yetiştim burada. O yüzden beni hiç itmedi Sivas. Okul zamanlarımda da illa
Sivas’ta okumayacağım demedim. Çünkü burada çok güzel imkanlarım da vardı.
İstediğim gibi aktivitelerde bulundum, spor yaptım. Bence insanları burada
tutabilmek için bu tip imkanlar doğurmak lazım. Ben bu mekanı işlettiğim için
söylemiyorum ama keşke herkes bizim mantalitemizde çalışsa.. Gerçekten Sivas
halkına yaraşır bir şeyler yapamaya çalışıyoruz.
-Başka şehirlerde olup Sivas’ta olmayan neler var sizce?
-Kayseri örneğini vermek istiyorum. Hep göç üzerinden
gidiyorum ama bence bu şehrin en büyük sorunu bu. Mesela Kayseri kendi halkını
çok tutar. Dışarıya fazla insan göndermezler ve alışverişini de kendi
içerisinde yapmaya gayret eder. Biz maalesef bunu çok fazla başaramadığımız
için dışarıya açılmışız ve bir bütünlük sağlayamıyoruz şehirde. Bir bütünlük
sağlanmayınca da kopuşlar meydana geliyor haliyle. Aslında bir Sivaslı ile konuştuğunuz zaman çok milliyetçidir. "Sivaslıyım ben!" derler, ancak icraata
gelince bu pek de böyle olmuyor. Hoşlanmadığım bir konu daha var ki o da şöyle: mesela şehir dışındasınızdır, Sivas’la ilgili bir konu açılmıştır. Kendisi
Sivaslı olmasına rağmen Sivas'a atıflarda bulunarak konuşuyor, "ya Sivas yaşanılacak yer değil de işte..." gibi. Bu hiç hoş olmayan bir şey gerçekten.
Burası senin ekmek teknen, büyüdüğün yer. Sen sahiplendiğin sürece burası var.
Gerçekten bu yönden eksiklerimiz var ve bu çok üzücü.. Bu şehirde çalışan
herkes için geçerli olan bir şey de; önce kendi işine saygı duyacaksın ki
insanlar da sana saygı duysun. İşimiz zaten hizmet. Bu yüzden biz insanlara
hizmet etmekten gocunmuyoruz ve bu sebepten dolayı insanlar da bize saygı
duyuyorlar. Çok mutlu bir şekilde yapıyoruz işimizi ve verimini de alıyoruz tabi ki.
-Boş zamanlarınızda neler yaparsınız ?
-Dediğim gibi burası çok yoğun. Fazla boş zamanım
olmuyor. Fırsat buldukça kayak yapmayı seviyorum. İnşallah Yıldız Dağı’na da
gideceğim henüz gidemedim :) Yıllar sonra formasyon almaya karar verdim onunla ilgileniyorum bir yandan.
Aynı zamanda insan kaynakları uzmanlığı eğitimi ile uğraşıyorum, uzaktan eğitim
alıyorum. Hem şu anki işimle de alakalı, çünkü insan kendini sürekli
geliştirmeli. Sivas’ta da pek ilgilenen yok açıkçası insan kaynakları uzmanlığıyla
ama artık her işletmede isteyecekler. Büyük şehirlerde bu böyledir, zorunludur.
Umarım bu şehirde de düzenli ve zorunlu olur..
-Daha öncesinde İstanbul gibi büyük bir şehirde çalışmış
olmanızın, Sivas’ta bu işi yaparken elde ettiğiniz kalitede bir etkisi var mı ?
-Tabi ki etkisi var. Zaten buranın düzenini oturtan kişi
Mustafa Bey (The Coffee Club’ın sahibi). Kafa yapılarımız bu anlamda çok
uyuşuyor. O da yurt dışında ve yurt içinde bu konuda çalışmış, kendini eğitmiş.
Bende şehir dışında çalıştım aynı şekilde.. Öncelikle Mustafa Bey müthiş bir iş
başardı burayı kurarken. Sıfırdan, tamamen kendi çabalarıyla, kendi oluşturduğu
menülerle. Fikirlerimizi de birleştirince böyle bir yere sahip olduk. Personele
bakış açımız, müşterilere bakış açımız ki şu an müşteri demek bile benim
garibime gidiyor. Bu yüzden ‘misafirlerimiz’ diye düzeltmek istiyorum.. Tüm bu
konularda da anlaşınca bu güzellik ortaya çıktı. Zaten çocukluk arkadaşıydık. Ben İstanbul’dayken
iki yüze yakın garsonla beraber çalıştım. Bunun elbette yararları var. Birçok
insan figürü ile çalışınca artık nerede nasıl tepki verileceğini görebiliyorsun
ve sahip olduğun işini en iyi şekilde yapabiliyorsun...
-İleride ebeveyn olursanız, çocuğunuzu bu şehirde büyütür
müsünüz ?
-Ben bu şehirde büyümüş olmaktan çok mutluyum. Çocuğumun da
burada büyümesini elbette isterim. Tabi ki ısrarcı net bir çizgi çizmem, ama isterim
burada büyümesini. Şöyle de bir gerçek var ki şu anki Sivas benim
çocukluğumdaki Sivas değil maalesef. Hep aynı noktaya geliyorum ama bu da göç
kaynaklı bir durum. (Ne gibi değişimler var sizce, biraz bahseder misiniz?)
İnsanlar birbirlerine karşı daha tahammülsüz ve daha kabalar. Köylü olmak
elbette ayıp değil hepimizin kökeni bu, hala o kafayı atamamak, küçük bir
alanda 5-10 hanelik bir yerde yaşıyormuş gibi yaşamak, şehre ayak uydurmamak olumsuz durumlara sebep oluyor. Ben burada çok
yaşadım bunu. İnsanlar o yüzden biraz kaba geliyor bana, biraz kapalı kutu
gibiler. Özellikle trafikte birçok sorun yaşıyoruz. Köyde araba kullanıyormuş
gibi sanki hiç trafik ışıkları yokmuş gibi davranıyorlar. Çok fazla korno
kullanılıyor bu da tahammülsüzlüğün bir göstergesi. Yani uzun mesafeler yok ki
şehir içinde. Bu sabırsızlığı anlayamıyorum ben. Mesela "insanlar yolda yürür Sivas'ta" diye bir söz var. Bunun da bence şöyle bir sebebi var. Kar yağıyor ama
kaldırımlar temizlenmiyor, biraz belediye’ye sataşıyorum şu an :) Hal böyle olunca insanlar
arabaların açtığı yerlerde yürüyor. Hadi şimdiye kadar gerekli temizleme
araçları yoktu diyelim. Ama şu an o teknoloji var ve eskisi gibi kar yağışı da
yok. Biraz daha ilgi lazım bu şehre..
-Peki çocuğunuzun Cumhuriyet
Üniversitesi'ne gitmesini ister misiniz?
-İsterim. Üniversitenin eğitiminden ziyade insanın önce
kendisini eğitmesi gerekiyor. Ben İTÜ’de okudum ama okulumla, okuduğum bölümle alakalı
bir şey yapmadım ki. Herkesin gıpta edeceği bir bölümde ve üniversitede okudum,
hayalimdi üstelik. Ancak şu an bambaşka bir alanda çalışıyorum. Yani insanın
kendisinde bitiyor iş biraz da. İdeallerle ilgili bir durum. C.Ü’de de bir
öğretmenlik, kamu yönetimi okuyabilir ve ona göre de kendinin geliştirebilir
diye düşünüyorum. Hatta çabalarsa bu şehirde imkanları kullanarak en iyisi de
olabilir.
-Burada yaşadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız ?
-En güzel anım; buradan bazı sebeplerden dolayı bir iki ay
kadar gittim. Beni yolcu ederken çalışanlarımızın gösterdiği o samimiyet ve
veda partisi gerçekten çok hoştu. Biz sadece iş arkadaşı değiliz gerçekten
aileyiz. Zaten dayanamadım geri döndüm ben de :)
-Burası gençlerin ayakta tuttuğu bir şehir. Sizce neler
yapmalı bu şehir gençler için ?
-Burada gençlere karşı anlayışlı bir bakış açısı olduğunu
düşünmüyorum ben. Gerçekten gençlerin
ayakta tuttuğu bir şehir burası. Bence üniversiteyi daha ileriye götürmek
anlamında bir şeyler yapılmalı. Çünkü insanlar buraya zorunlulukla geliyorlar.
‘Kazandım, tekrar hazırlanmam, gitmekten başka çarem yok’ fikirleri ile tercih
ediyorlar. Bu yüzden daha cazip bir hale getirmek lazım burayı. Üniversitenin
daha nitelikli olması ve güzel bir şekilde de reklamının yapılması
gerekiyor. 13-14 yıldır bu üniversite
hep aynı, hiçbir değişiklik yok. Hocalarda da çok eksiklik var ve destekleyici
değiller. Onları eleştirmek belki benim haddime değil ama ben dışarıdan bir
gözlemci olarak böyle gördüm. Yapılan sohbetler, eleştiriler, gençlerin
fikirleri hep bu doğrultuda. Mesela Erasmus yapmak isteyen bir öğrenci vardı.
Ne kadar güzel harika nasıl yapacaksın diye sorduk hiçbir fikri yoktu. İşin en
ironik yanı okuldaki danışman hocaları da bilgilendirmiyor. Onların da tam
olarak bir fikirleri yok konu ile alakalı. Çok üzücü.. Yeğenim lisedeyken
Erasmus yapmak istedi. Biz de aradık kim ilgileniyor diye ve öğrendik ki
ilgilenen kimse yokmuş. Sonunda aradık kendimiz ulaştık, "yeğenim gelmek istiyor
henüz lisede" diye ben konuştum, "ne güzel sizin gibi böyle şehirlerden arayanlar" dediler ve heyecanımızı görünce daha da heveslendiler ancak şöyle bir şey oldu, "bir kişi için program açamayız Sivas’ta, lütfen insan toplayın" dediler. Biz
kimseyi bulamadığımız için bu konu böyle kaldı. Bu şehrin bir adım ileri
atabilmesi için gençleri desteklemesi lazım. Cezbedici bir şeyler lazım. Evet
iklim sert ama kışın kayak yaparsın, yazın dağ taş gezersin, imkanlar belki biraz kısır
ama renklendirilmeli, gençlere oynanmalı. Bir şehirde genç varsa enerji vardır!
-Şimdi herkes bu fotoğrafları gördükten sonra "burası çok pahalıdır" diyecektir. Bizde öyle düşünüyorduk ama hiçte öyle değil. Böyle bir mekana bu kaliteye göre çok çok uygun fiyatlar. Yolunuz düşsün bu güzel mekana ve özellikle caramel macchiato deneyin ;)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder