Sayfalar

29 Ocak 2016 Cuma

"Madem almayacaktın neden baktın!" diyen bir esnaf kitlesi vardı!

Takı, toka, küpe konusu hele ki 21. yüzyılda cinsiyet ayrımını bir kenara bırakıp bir nevi bütünleşme, karşılıklı bir gelişim ve değişim sağlamış durumda.  Her ne kadar eski toprak diye nitelendirdiğimiz büyüklerimiz bu değişimi pek haz etmese de şunu söylemekte fayda var ''herkesin hayatına kimse karışamaz'' :) Ve özellikle küpe-piercing kullanmak için yapılan işlemler oldukça hassas.. İsmail abimizi uzun zamandır tanıyorum. (Gizem) İşini gayet temiz ve hassas bir şekilde yapıyor. Ne zaman bu işlere girişsem ve soluğu yanında alsam hem zevkiyle hem de elinin hafifliğiyle  bana hep  ''aa bitti mi ne çabuk oldu ne de güzel oldu '' şokunu yaşatıyor.. Sivas'ta da bir şey bulamıyorum ki doğru dürüst diyenlere sözüm, bi uğrayın derim. Biz hem sohbetiyle hem işine gösterdiği saygı ve sevgisiyle çok keyifli vakit geçirdik.. Ellerine sağlık İsmail abi :)

Bahtiyar Kuyumculuk
İsmail Bahtiyar
1968-Sivas


-Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz ? Mesleğinizi seviyor musunuz ?

-1994’te ilk olarak aynalı çarşının içerisinde Bahtiyar Kuyumculuk olarak başladım. Daha sonra burası ile birlikte 21 yıldır bu işi yapıyorum. 

Seviyorum evet. Aslında benim asıl mesleğim lokantacılık. Ama kuyumculuğu daha çok seviyorum. Lokantacılıkta işçi olarak çalışıyordum, belirli bir sermaye birikimi olunca yapacak bir iş aradık. Sonra kuyumculuk istedik, gayet rahat ve prestijli bir meslek. 

-Başka bir meslekle uğraşmak ister miydiniz? Aklınızda şu işi de yapardım dediğiniz bir meslek var mı?

-Aslında yok ama lokantacılığa devam ederdim. Ama ben biraz daha farklı düşünüyordum. Kendi mesleğim olarak değilde proje olarak Sivas için farklı fikirlerim vardı. Ben 1992 yılında Mc Donalds ile görüşme yaptım. Aynalı çarşının üzerine Mc Donalds’ı getirecektim! (biz şokk:).  O zamanlar tabi Sivas’ta fast food kültürü yok. Bütün alt yapıyı hazırladım, yer konusunda anlaşamadık. Çünkü ben ilk konuşurken Mc Donalds ile, Aynalı Çarşının en üst katı için görüşmüştük. Benim dükkanım alt kattaydı, ben en üst katı istedim fakat orayı bana tahsis etmediler. Başka bir yer de düşünmedim orası içindi projem, ama olmadı nasip değilmiş. 


-Bu şehri seviyor musunuz? Başka bir şehirde yaşamak ister miydiniz ?

-Seviyorum. Ben ticarette ileri gitmeyi düşünseydim büyük şehre giderdim. Şöyle ki, benim çok fırsatım oldu imkanım da vardı İstanbul’da ticaret yapmaya ama ben Sivas’ta kaldım. (-ne gibi imkanlardı?) Büyük Beşiktaş Çarşısı’nı bilir misiniz… o zamanlar müteahhitle konuşmuştum, orada 20’şer metrekare 5 dükkan alabiliyordum burada aldığım iki dükkan parasına. Pazarlığını falan yapmıştık, sonra babam dedi ki “gitmeyelim oğlum” dedi ve burada kaldık. Babam Sivas deyişiyle “Alamancı’ydı”, yani ben Alamancı çocuğuyum :) Babam da yıllarca Fransa'da çalışmış ama dönmüş Sivas'a. Buranın havasından suyundan gidemedik, bizi bağladı kendine.


-Beklentileriniz var mı? Bu şehir için ne yapılsa iyi olur ?

-Şu andaki sosyal durumuyla pek yok aslında. Sivas’ın şimdiki ileri gelenleri dediğimiz kişilerinin Sivas için pek özverisi yok. Projeleri hep kendilerine yönelik, Sivas üzerine değil. Çevre illere bakılmalı, Gaziantep’e, Konya’ya, Kayseri’ye bakılmalı. Basit şeylerden bahsetmiyorum. Mesela bu şehrin tarımdan girdisi yok, sanayiden yok, bu şehrin binlerce yıllık tarihi var ama turizmden girdisi yok, bu şehrin hiçbir alandan girdisi yok. Yoksa öyle 300-500 kişinin çalıştığı üretim tesisi yapılmış öyle şeylerden bahsetmiyorum, daha büyük yatırımlar yapılmalı.


-Çocuklarınızın üniversiteyi bu şehirde okumasını ister misiniz ?

-Evet isterim tabi. Ben çocuklarımın burada büyüyüp yetişmesini istedim ve aslında büyük şehirlere gitmememin nedenlerinden biridir bu. Beş çocuğum var. Onların burada yetişmelerini istedim, ama isterlerse başka şehirlere gidebilirler bu konuda özgürler. Mesela kızım Kayseri’de Tıp okuyor.  Yani bu kültürde büyüsünler ama istedikleri yerde yaşasınlar istedim.

-Sivas'ın göç sorunu hakkında neler söyleyebilirsiniz ?

-Bu sorun Sivas’ın 1800’lerinden itibaren gelen bir sorunu. Sivas Valiliğinin yayımladığı bir kitapta (kitabın adı Sivas’ın iktisadi hayatı ve ticari hayatı) bahsediliyor ki; 1800’lü yıllarda Sivas’ta pamuğa dayalı sanayi var, pamuk yetiştiriliyormuş o yıllarda. Şuan bu iklimde pamuk yetişmesi mümkün değil, ama o zamanlar iklim uygunmuş. Sivas’ın iklimi değişmiş. O dönemde Sivas’ta 43 tane kuyumcu varmış. Kuyumcu demek üretici demek, sattığı ürünleri kendileri yaparmış, ustalarmış. Biz kuyumcu değiliz biz mağazacıyız aslında. O dönemde gümüş işleme ustaları varmış. 1800’lerden itibaren o ustalar hep gitmişler İstanbul’a, Amerika’ya, Avrupa’ya. Cumhuriyetin ilanından bu tarafa Sivas üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi. Deyim yerindeyse arayan soran olmamış bu memleketi. Önemli bir şey daha olmuş bu şehrin iklimi değişmiş. Pamuk yetişen bir iklimden karasal bir iklime geçmiş. Metrelerce kar yağmaya başlamış. Böylece iklime bağlı birçok ekonomik gelir bu şehirden gitmiş.


-Başka şehirlerde olup Sivas’ta olmayan şey var mıdır ?

-Şehrimizin insanlarında hoşgörü eksikliği var. İklimden midir bilinmez insanlarımızın daha az kibar olduğu gerçeği var. Daha beş sene öncesine kadar "almayacaktın neden baktın" diyen bir esnaf kitlesi vardı. Bunu da Sivas’taki insanların gezme kültürünün az olmasına bağlıyorum. Gezip görmedikleri için böyle davrandıklarını düşünüyorum.

-Hobileriniz var mı?

-Biz 4 arkadaş, her Pazartesi Paşabahçe'ye gideriz. Sohbet ederiz, çay içeriz mangal yaparız. Hiçbirimizin telefonu çalmaz. Ailelerimizden kimse aramaz çünkü o gün biz sadece sohbet edip kafa dağıtırız. Çocuklarımız bile o güne plan yapmazlar. Aramıza başka birini de almayız. Kadromuz sabittir. Başka arkadaşlar gelmek isterse bile başka bir gün yine gideriz ama Pazartesi gününe almayız aramıza :) Bu faaliyetimizi dört yıl kadar bir süredir de arkadaşımızın evinin terasında gerçekleştiriyoruz.

Adres: Kılıçoğlu arkası biraz ilerisi, herkesin sevdiği sokak :)
-Süs püs değil mevzu. Mevzu başka. Mevzu ismail abinin özeni ve özverisi. Hani diyor ya malum kişi "sen işine saygı duy ki insanlar da sana saygı duysun".. Ha işte tam da bu! Şehir hakkındaki bu güzel sohbetimiz biterken İsmail abimize kısa bir veda ediyoruz. Kısa dedik çünkü kahve sözü var bize..  Şehrin Yüzleri devam ediyor...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder